Alıntı:
Svg Nickli Üyeden Alıntı
Bazı insanlar gözleriyle görür bazı insanlar kalpleriyle görür. Bazı şeyleri görmek için mutlaka göze ihtiyaç yoktur. Bazıları gözünün önündekini göremez. Görüp de görmezden geldiği de olur...
Çoğu zamansa bazı şeyleri görmediği için yok olduğunu zanneder.
Düz Ülke isimli bir kitap okumuştum, orada 2 boyutlu dünya anlatılıyordu ve oraya 3 boyutlu dünyadan insan gidiyordu. 2 boyutlu dünyada yaşayan biri nasıl ki 3 boyutlu dünyayı anlamıyorsa bizler de eğer varsa 4 boyutlu dünyayı görmeden anlamıyoruz. Bu, onun yok olduğu anlamına gelmiyor.
|
Güzel ve yerinde temas değerli kardeşim fakat ''Bazı insanlar gözleriyle görür bazı insanlar kalpleriyle görür. Bazı şeyleri görmek için mutlaka göze ihtiyaç yoktur'' burada ince bir ayırım gerekir. Göz görmek için bir alettir, kalp ise mânâyı tartan merkezdir. Göz sûreti görür, kalp kıymeti ve istikameti fark eder. Lâkin her iç hissi de “kalple görmek” saymak doğru olmaz. Zira sahih olan, gözün şahitliğini de kalbin idrakini de yerli yerinde tutabilmektir. Asıl körlük bazen gözde değil, mânâyı okuyamayan kalptedir.
İdrakin sınırlı olması, varlığın sınırlı olduğunu değil; bizim erişimimizin sınırlı olduğunu gösterir. O hâlde problem yalnız “neyi gördüğümüz” değil, “gördüğümüz şeyi hangi epistemik yetkiyle nihai ölçü saydığımız” problemidir. Belki de insanı en çok yanıltan şey, bilgisizliği değil; kendi idrak tarzını hakikatin tamamı sanmasıdır. Bu noktada senin işaret ettiğin misal, sadece boyut meselesini değil, bilginin mahiyetini de tartışmaya açıyor. ''İdrakimizin erişemediği bir şeyi inkâr etmek, bir tavır mıdır; yoksa yalnızca insanın kendi sınırını varlığın sınırı yerine koyması mıdır?