imam Gazzâlî’den Ağır Bir Öğüt: Eyyühe’l-Veled
İmam Gazzâlî’nin son dönemlerinde kaleme aldığı Eyyühe’l-Veled, kendisinden özet ve özlü nasihat isteyen bir talebeye hitaben yazılmış bir öğüt metnidir.
Bu eser ilk bakışta kısa görünür; fakat taşıdığı yük hafif değildir. Çünkü burada mesele yeni bilgi vermek değil, insanın zaten bildiği şeylerin neden onu değiştirmediğini yüzüne vurmaktır. Gazzâlî, bu risalede talebeye çok söz öğretmez; aksine, çok sözün altında kaybolmuş bir talebeyi kendine döndürür.
Metnin ruhu şudur:
İnsan nice ilim öğrenir, nice metin okur, nice mesele ezberler; fakat eğer bunlar onu Allah’a yaklaştırmıyorsa, onda haşyet, ihlâs, takvâ ve amel doğurmuyorsa, o bilgi sahibini kurtarmaz. Hatta bazen bilginin çokluğu, hesabın ağırlığını da artırır. Çünkü bilmeyenin kusuru başka, bilip de yaşamayanın kusuru başkadır.
İmam Gazzâlî burada talebeye adeta şunu söyler:
Sen ilmi biriktirmeye değil, ilmin seni dönüştürmesine bak.
Zira insanı kurtaran, zihninde taşıdığı bilgi yığını değil; kalbine inmiş ve hâline sinmiş hakikattir.
Bu öğüdün en sarsıcı tarafı da buradadır.
Çünkü çoğu zaman insan kendini ilim yolunda zanneder; hâlbuki yürüdüğü yol ilme değil, ilim üzerinden kendini büyütmeye çıkıyor olabilir. İnsan çok okuyunca kendini emniyette sanır. Çok konuşunca bir şey olduğunu zanneder. Çok nakledince hakikate yaklaştığını düşünür. Fakat Gazzâlî, bu emniyeti bozuyor. Diyor ki: mesele ne kadar bildiğin değil; bildiğinin sende neye dönüştüğüdür.
Bir söz insanı secdeye indirmiyorsa, yalnız dilde dolaşıyorsa, o söz henüz yerine varmadan geri dönmüş demektir.
Bir bilgi insanda korku, edep, murakabe ve nefis muhasebesi doğurmuyorsa, o bilgi henüz nura dönüşmemiş demektir.
İlim, sahibini susturacak kadar derinleşmediyse, sahibini kendine karşı dikkatli kılmadıysa, orada hâlâ nefsin payı aranmalıdır.
Gazzâlî’nin ağırlığı biraz da buradan gelir.
O, cehaleti eleştirmekten önce ilim içindeki afeti fark etmiştir. Yani insanı yoldan çıkaran şey her zaman bilmemek değildir. Bazen asıl tehlike, bildiğini zannetmek, kendini emniyette sanmak ve ilim üzerinden gizli bir üstünlük kurmaktır.
Bu yüzden Eyyühe’l-Veled basit bir nasihat mektubu değildir.
Bu metin, ilmin sahibine karşı tutulmuş bir aynadır.
O aynada insan şunu görür:
Ben gerçekten hakikati mi arıyorum?
Yoksa hakikatin bana vereceği itibarı mı?
Ben ilmi Allah için mi taşıyorum?
Yoksa ilim üzerinden kendime bir yer mi kuruyorum?
Ben bildiklerimle hafifliyor muyum?
Yoksa bildiklerim omzumda taş gibi mi duruyor?
Bu soruların her biri ağırdır.
Ve kanaatimce bu risalenin kıymeti tam da buradadır.
Çünkü insana yeni bir kapı açmadan önce, elindeki kapının önünde neden beklediğini gösterir.
Gazzâlî’nin talebeye verdiği temel derslerden biri de şudur:
Amelsiz ilim, insana fayda vermeyebilir.
Hatta bazen kişi başkasına yol gösterdiğini sanırken, kendi nefsini ihmal ettiği için en büyük kaybı yaşar. İnsan başkasına öğüt vermekte kuvvetli olabilir; fakat kendi nefsine hükmetmekte zayıf kalabilir. Asıl imtihan da burada başlar. Çünkü ilim dışarıya karşı kolay, içeriye karşı zordur.
Velhâsıl,
Eyyühe’l-Veled bize şunu öğretir:
İlim, sahibini Allah’a yaklaştırmıyorsa biriktirilmiş söz olmaktan öteye geçmez.
Hakikat, çok okumakta değil; okunanın kalpte iz bırakmasındadır.
İnsan çok şey taşıdığı için değil, taşıdığı şey kendisine dönüştüğü için kurtulur.
Bu sebeple İmam Gazzâlî’nin bu öğüdü bugün de çok ağırdır.
Çünkü bizim çağımızın hastalığı çoğu zaman bilgisizlik değil; bilginin çok, tesirinin az olmasıdır.
Söz artmış, metin artmış, aktarım artmış; fakat hâl aynı ölçüde derinleşmemiştir. İşte bu risale, tam da burada insanı silkeler.
Allah Teâlâ bizleri ilmiyle böbürlenenlerden değil, ilmiyle küçülenlerden eylesin.
Bildikleri artarken nefsi büyüyenlerden değil, kalbi yumuşayanlardan eylesin.
Ve bizleri, ilmi taşıyan değil yalnız; ilmin de kendisini taşıdığı kullarından eylesin.
Âmin.
|