Son zamanlarda foruma taşıdığım bazı konularda ben de bunu işlemeye çalışıyorum: Bu ilmin en çok dikkat edilmesi gereken tarafı, “nasıl sonuç alınır” meselesi değil; “bu yol nasıl sahih kalır” meselesidir. Lakin görünen o ki insanların önemli bir kısmı usule değil neticeye bakıyor. Hemen bir şey olsun, hemen bir hâdime rastlansın, hemen etraf onu “hoca” diye çağırmaya başlasın istiyor. Böyle olunca ilim talebi doğmuyor; sadece netice hırsı doğuyor.
Hâlbuki eskilerin ölçüsü böyle değildi. İbn Sîrîn’in “Bu ilim dindir; öyleyse dininizi kimden aldığınıza bakın” sözü boşuna söylenmiş değildir. Yine İmam Mâlik çizgisinde “ilimden önce edep” vurgusunun öne çıkması da sebepsiz değildir. Çünkü kaynak bozulursa bilgi bozulur; edep bozulursa bilginin bereketi çekilir. Abdullah b. Vehb’in, “Mâlik’ten öğrendiğimiz edep, ilminden daha hayırlıydı” demesi de bunun ayrı bir delilidir.
Bugün ise insanlar çoğu zaman ilmin ağırlığını değil, ilmin sağladığını zannettikleri itibarı arıyorlar. İki kişi bir araya geliyor; ikisi de kendine “hoca” diyor. Fakat mesele “Ben bu emaneti ne kadar sahih taşıyorum?” sorusu değil; “Ben senden üstün müyüm?” yarışına dönüyor. İcazet, usulün ve mesuliyetin belgesi olmaktan çıkıp üstünlük malzemesi hâline gelince, ilim de yavaş yavaş nefisten yana çekilmeye başlıyor.
İbnü’l-Mübârek’in “Otuz yıl edep, yirmi yıl ilim tahsil ettim; selef önce edebi öğrenirdi” sözü ile bugünün aceleciliği yan yana konulunca aradaki uçurum daha açık görülür. Eskiler yolun ağırlığını anlayarak yürürdü; bugünün insanı ise çoğu zaman hazırlık olmadan netice bekliyor. Harfi tanımadan vefk isteyen, kıraat bilmeden hadim peşine düşen, usul görmeden tasarruf iddiasında bulunan kimse aslında ilme talip değildir; ilmin sûretine heves etmektedir.
Bir başka yara da paradır. Para hırsı devreye girince metin tahrif edilir, mühür sahiplenilir, aslı bilinmeyen nüshalar çoğalır, yanlış olan “yaygın” olduğu için doğru zannedilmeye başlanır. Bu noktada yalnız menfaat ehli değil, susan ehil de mesuldür. Çünkü yanlışın yayılması bazen yalnızca cahilin cüretiyle değil, doğrunun ehli tarafından tashih edilmemesiyle büyür. Geçenlerde bir konuda @
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Üstad’ın işaret ettiği gibi, nice kimse hak bir niyetle yola girmiş; fakat sonra para, şöhret yahut başka dünyevî ağırlıklar yüzünden istikametini koruyamamıştır. Bu da bize bir kez daha şunu gösterir: Bu yolun asıl meselesi “bilmek” değil, bildiğiyle bozulmamaktır.
Bugün konuşmalarda edep yok, usul yok, haya yok; fakat cin konuşması çok. İnsanlar kapıyı kendi elleriyle açıyor, sonra da geleni “keşif” sanıyor. Hâlbuki büyüklerin yoluna bakıldığında görülen şey acele netice değil; uzun bir terbiye, murakabe, sabır ve nefisle hesaplaşmadır. Bu sebeple ilmin en büyük kayıplarından biriside , bilgisini kaybetmesi değil; vakarını, usulünü ve ayıklama kudretini kaybetmesidir.
Sürç-i lisan eyledi isem affola.