Bir Kelimenin Yolculuğu — 2: Niyet
Niyet, amelin başında duran görünmez ölçüdür. İnsan çoğu zaman yapılan işe bakar; fakat hakikatte asıl ağırlık, işin dış yüzünde değil, onu doğuran iç yöneliştedir. Aynı söz söylenir, aynı amel işlenir, aynı yola girilir; fakat niyet değişince hüküm de, bereket de, tesir de değişir. Bu sebeple niyet, amelin gölgesi değil; özüdür.
Ne var ki niyet, dilde söylenen kadar açık değildir. İnsan bazen kendi niyetini bile olduğu gibi göremez. Hak için yaptığını zanneder; içinde nefsin payı vardır. Hizmet ettiğini düşünür; aslında görünmek istemektedir. Susmayı hikmet sayar; belki korkudan susuyordur. Konuşmayı cesaret sanır; belki nefsine yol veriyordur. Onun için niyet bahsi, başkasını tartmaktan evvel insanın kendine karşı dürüst olmasını ister.
Niyetin temizliği, sözün güzelliğinden hemen anlaşılmaz. Asıl işaret, çoğu zaman netice geciktiğinde ortaya çıkar. Murad olmayınca insanın içi değişiyor mu, hizmet görünmeyince kırılıyor mu, takdir gelmeyince gönlü daralıyor mu; işte bunlar niyetin sessiz imtihanlarıdır. Çünkü saf niyet, neticeye bağlanmaz; vazifesini yapar ve hükmü Hakk’a bırakır.
Bu bakımdan niyet, yalnız başlangıçta kurulan bir cümle değildir. İnsan niyetini bir kere düzeltip bırakmaz; onu yol boyunca gözetir. Zira nefis, açık kapı bulamadığında niyetin içine sızar. Bazen ilmin içine, bazen hizmetin içine, bazen de güzel görünen sözlerin arasına karışır. Bu yüzden niyet muhasebesi, bu yolun ağır ama vazgeçilmez terbiyelerindendir.
Velhasıl niyet, amelin görünmeyen yüzüdür. Dışarıdan aynı görünen nice şeyin, iç tarafta birbirinden ne kadar uzak olduğu buradan anlaşılır. Niyet sahih olursa az amel bereket bulur; niyet bozulursa çok amel bile insanı toparlamaya yetmez. Çünkü bazen ameli taşıyan şey kuvvet değildir; ihlastır. İhlasın yolu da niyetin doğruluğundan geçer.
|