Bir Kelimenin Yolculuğu — 4: Sükût
Sükût, sadece konuşmamak değildir. Zira her susan sâkit sayılmaz; bazen insan diliyle susar ama içi hâlâ taşmaktadır. Bu bakımdan sükût, boş bir susuş değil; yerini, vaktini ve haddini bilmektir. Ne zaman sözün fayda vereceğini, ne zaman ise mânâyı eksilteceğini fark edebilmektir.
Çoğu zaman konuşmak kuvvet, susmak ise zayıflık gibi anlaşılır. Hâlbuki her söz yerinde kıymetlidir; yerini bulmayan söz, ne kadar doğru olsa da yük olabilir. Sükûtun hikmeti de burada başlar. İnsan her bildiğini söylemekle olgunlaşmaz; bazen bildiği şeyi ne zaman söylemeyeceğini bilmek, daha büyük bir kemaldir. Çünkü söz, yerini bulmadığında hakikati açmak yerine örtebilir.
Sükût, bilgisizlikten de ayrıdır. Bilmeyen de susar, bilen de susar; fakat ikisinin sükûtu bir değildir. Birinin susuşu boşluktandır, diğerinin susuşu tartıdandır. Ehil olan kimse bazen konuşur, bazen susar; fakat her iki hâlde de ölçüyledir. Çünkü o bilir ki her hakikat her mecliste açılmaz, her mesele her gönle aynı şekilde bırakılmaz.
Bununla beraber sükût her zaman fazilet de değildir. Yerinde söylenmesi gereken sözü korkudan gizlemek, sükût değil eksikliktir. Hakkın şahitlik istediği yerde geri durmak da hikmet sayılmaz. O hâlde asıl mesele, susmak yahut konuşmak değil; hangisinin o anda daha sahih olduğuna hükmedebilmektir. Sükûtun değeri de buradan gelir. O, kaçışın değil; içte kurulmuş dengenin işaretidir.
Velhasıl sükût, konuşmamanın kelimesi değil; söz ile susuş arasındaki ölçünün adıdır. İnsan bazen bir sözle açılır, bazen bir susuşla korunur. Lakin her ikisinin de kıymeti, yerini bulmasına bağlıdır. Bu sebeple sükût, dili susturmaktan evvel nefsi susturmayı ister. Nefis sustuğunda söz de susuş da yerine oturur.
|