Bir Kelimenin Yolculuğu — 7: İhlas
İhlas, amelin içinde görünmeyen temizliktir. İnsan çoğu zaman yapılan işe bakar; dışarıdan güzel görüneni kıymetli sayar. Hâlbuki bir amelin hakikatte ne taşıdığı, yalnız şekliyle değil, hangi iç temizlikten doğduğuyla anlaşılır. İşte ihlas, tam burada başlar. Ameli gösteren değil; onu arıtan taraftır.
İhlas, yalnız riyânın zıddı diye anlaşılırsa eksik kalır. Elbette gösterişten uzak olmak onun bir parçasıdır; fakat ihlas bundan daha derindir. İnsan bazen başkasına görünmek istemez ama yine de kendi nefsine görünmek ister. Kendisini temiz, samimi, fedakâr ve seçkin görmekten hoşlanır. Bu da ihlası incelten bir imtihandır. Çünkü ihlas, yalnız halktan gizlenmek değil; nefsin payını da mümkün mertebe ayıklamaktır.
Bu sebeple ihlas, kolay söylenen ama zor korunan bir kelimedir. Başlangıçta saf olan bir niyet, zamanla takdir beklentisine, görülme arzusuna, kabul görme hevesine karışabilir. İnsan hizmet ederken bile kendine hizmet ediyor olabilir; hayır yaparken bile içten içe kendini büyütüyor olabilir. Bundan dolayı ihlas, bir kere elde edilip bırakılan bir temizlik değil; yol boyunca yeniden gözetilmesi gereken bir iç muhasebedir.
İhlasın alâmeti çoğu zaman sessiz yerde belli olur. İnsan yaptığı şey bilinmediğinde de aynı dikkatle durabiliyor mu, takdir görmediğinde içi daralıyor mu, karşılık bulmadığında hizmetten soğuyor mu; işte bunlar ihlasın ince imtihanlarıdır. Çünkü ihlaslı amel, alkışla büyümez, sessizlikle küçülmez. O, neticeye değil rızaya bakar. Kıymetini insanların görmesinden değil, Hakk’ın bilmesinden alır.
Velhasıl ihlas, amelin görünmeyen cevheridir. Dışarıdan küçük görünen nice iş, ihlas sebebiyle büyür; dışarıdan büyük görünen nice iş de ihlas eksikliği sebebiyle hafif kalır. Bu yüzden ameli ayakta tutan yalnız gayret değildir; içindeki safiyet de önemlidir. Safiyet çekildiğinde şekil kalır; ihlas geldiğinde ise amel, yerini bulur.
|