Bir Kelimenin Yolculuğu — 8: Himmet
Himmet, çoğu zaman arzu ile karıştırılır. Hâlbuki arzu, istemenin adı olabilir; himmet ise yönelmenin ağırlığıdır. Arzu gelip geçebilir, hevesle kabarıp zamanla sönebilir. Himmet ise insanın iç dünyasında toplanan, yönünü belli eden ve dağılmadan bir maksada doğru duran kuvvettir. Bu sebeple himmet, sıradan bir istek değil; kalbin ciddi bir toplanışıdır.
İnsan her istediği şeyi gerçekten talep ediyor değildir. Nice istek vardır ki nefsin geçici meylinden doğar; elde edilse de içi doldurmaz. Himmet ise daha derinden gelir. İnsanı sadece harekete geçirmez; aynı zamanda onu toplar, ayıklar ve bazı şeylerden vazgeçirecek kadar merkezileştirir. Çünkü himmetin olduğu yerde dağınıklık azalır, lüzumsuz meşguliyetler yavaş yavaş dökülmeye başlar.
Bu bakımdan himmet, yalnız “çok istemek” değildir. Çok isteyen çok dağılabilir; fakat himmet sahibi olan, istediği şeyin yükünü de taşımaya hazırlanır. Yani himmette hem talep vardır, hem sebat vardır, hem de bedel ödeme ciddiyeti vardır. İnsan bir şeye gerçekten himmet ettiğinde, ona layık hâle gelmenin gereğini de yavaş yavaş kabul etmeye başlar. Sözden fiile, hevesten istikamete geçiş biraz da burada olur.
Himmetin bir başka tarafı da, insanı bulunduğu hâle razı olup uyuşmaktan çıkarmasıdır. Fakat bu huzursuz bir taşkınlık değildir. Bilakis, içte sessiz ama ciddi bir uyanıklıktır. Kişi neyi aradığını tam ifade edemese bile, neye razı olmayacağını fark etmeye başlar. Bu da onu gelişi güzel yaşamak yerine, daha sahih bir yöne çevirebilir. Onun için himmet, dışarıdan bakıldığında bazen az görünür; fakat içte büyük bir tertip kurar.
Velhasıl himmet, arzunun derinleşmiş ve toparlanmış hâlidir. İnsan her şeyi isteyebilir; fakat her istediğine himmet etmez. Himmet ettiği şey ise onu çağırır, toplar ve bir istikamete zorlar. Bu yüzden himmet, lafla büyüyen değil; insanı kendi içinde derleyip toparlayan bir yöneliştir. Arzu çoğu zaman ele geçirmeyi ister; himmet ise insanı, aradığı şeye layık olmaya çağırır.
|