Bir Kelimenin Yolculuğu — 10: Sır
Sır, yalnız gizli olan şey demek değildir. Zira gizlenen her şey sır olmaz; bazen insan yalnız saklar, fakat taşımaz. Sır ise saklanmaktan evvel taşınması gereken şeydir. Onun ağırlığı, bilinmemesinde değil; ehil olmayana açıldığında mânâsının zedelenmesindedir. Bu yüzden sır, dilin susturduğu değil; kalbin emanet bildiği şeydir.
İnsan çoğu zaman sırrı, başkalarının bilmediği bilgi zanneder. Hâlbuki her bilinmeyen şey kıymetli olmadığı gibi, her kıymetli şey de hemen söylenecek cinsten değildir. Bazı hakikatler vardır ki, söz hâline getirildiği anda incelir; bazı mânâlar da vardır ki, ancak belli bir hâl içinde anlaşılır. Erken söylenen söz, bazen hakikati açmaz; onu hafifletir. Sırrın korunması biraz da bu yüzdendir.
Sır, aynı zamanda taşıyan kişiyi de terbiye eder. Çünkü insan her bildiğini söylemediğinde, yalnız başkasını korumuş olmaz; kendi nefsini de tartmış olur. Bilgiyi açmak kadar tutmak da bir imtihandır. Nice kimse konuşarak kendini ele verir; nice kimse de sustuğu yerde olgunlaşır. Bu sebeple sır, sadece bir bilgi muhafazası değil; bir edep ve emanet imtihanıdır.
Lakin sır ile kapalılığı da karıştırmamak gerekir. Her susuş hikmet değildir; her kapalılık da derinlik sayılmaz. Bazen insan bilmediğini sır gibi gösterir, bazen de açık söylenmesi gereken şeyi yersizce örter. O vakit bu, sır değil; karışıklık olur. Demek ki asıl mesele gizlemek değil; neyin korunması, neyin açıklanması gerektiğini bilmektir.
Velhasıl sır, gizli olan her şey değil; taşınması gereken şeydir. Onu kıymetli kılan, yalnız az bilinmesi değil; ehil elde emanet olarak durabilmesidir. Çünkü bazı şeyler dillere düştüğünde çoğalmaz, eksilir. Bazı mânâlar da açıklanarak değil, ancak korunarak yerini bulur. Sır dediğimiz şey, biraz da bu inceliğin adıdır.
|