Bir Kelimenin Yolculuğu — 11: Hikmet
Hikmet, yalnızca çok şey bilmek değildir. Bilgi insana malumat verir; fakat hikmet, o bilginin nerede, ne kadar ve hangi ölçüyle kullanılacağını öğretir. Bu sebeple hikmet, bilginin çoğalmasından ziyade yerini bulmasıyla ilgilidir. Çünkü yerini bulmayan bilgi yük olur; yerini bulan bilgi ise insanı toparlar.
Hikmetin en mühim tarafı, ölçü taşımasıdır. Aynı söz bir yerde ilaç olur, başka bir yerde yük olur. Aynı susuş bir vakitte edep sayılır, başka bir vakitte eksiklik sayılabilir. Aynı doğruluk bile, yanlış vakitte ve yanlış üslupla söylendiğinde fayda vermeyebilir. İşte hikmet, burada kendini gösterir. O, hakikati yalnız bilmek değil; onu kırmadan, taşırmadan ve yerini şaşırmadan ortaya koyabilmektir.
Bu bakımdan hikmet, sertlik ile gevşeklik arasında bir denge ister. Her şeyi açıkça söylemek hikmet olmadığı gibi, her şeyi kapalı bırakmak da hikmet değildir. Kime ne kadar söylenecek, hangi mesele ne vakit açılacak, hangi söz hangi kalbe bırakılacak; bunlar ancak ölçü ile bilinir. Ölçü zayıfladığında bilgi artabilir; fakat hikmet görünmez. Çünkü hikmet, yalnız aklın değil; hâlin, edebin ve tecrübenin de işidir.
Hikmetin bir başka tarafı da, insanı aceleden korumasıdır. Acele eden kimse çoğu zaman doğruyu hemen söylemek ister; fakat hikmet sahibi olan, doğrunun nasıl söyleneceğini de gözetir. Zira her hakikat, kaba bir açıklıkla değil; bazen yerinde susuş, bazen yumuşak bir ifade, bazen de dolaylı bir işaret ile daha sahih biçimde yerine ulaşır. Bu yüzden hikmet, yalnız ne söylediğinde değil; nasıl söylediğinde de görünür.
Velhasıl hikmet, bilginin olgunlaşmış yüzüdür. Onu kıymetli kılan, yalnız doğruluğu değil; doğru yerde, doğru ölçüde görünmesidir. Nice insan bilgi taşır ama hikmet taşımaz; nice insan da az sözle büyük bir denge kurar. Demek ki mesele yalnız bilmek değil, bildiğini yerli yerinde tutabilmektir. Hikmet dediğimiz şey de biraz budur: hakikatin, ölçü ile görünmesidir.
|