Bir Kelimenin Yolculuğu — 12: İstikamet
İstikamet, bir anda kazanılan bir hâl değildir. Çoğu zaman insanlar doğruyu görmekle doğru üzere kalmayı aynı şey zanneder. Hâlbuki bir hakikati fark etmek başka, o hakikatin çizgisinde bozulmadan yürümek başkadır. Bu sebeple istikamet, ani bir parlayıştan ziyade, korunarak sürdürülen bir doğruluktur.
İstikamet, yalnız başlangıcın temiz olmasıyla da tamam olmaz. Nice kimse güzel bir niyetle yola girer; fakat zamanla nefsin payı, alışkanlığın gevşekliği, övgünün zehri yahut yorgunluğun bulanıklığı araya girer. O vakit insan fark etmeden çizgisinden uzaklaşabilir. Bu yüzden istikamet, sadece doğru kapıdan girmek değil; yol boyunca kendini yoklayarak sapmayı fark edebilmektir.
Bu kelimenin en ince tarafı şudur: İstikamet çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, küçük ihmallerle zedelenir. İnsan bir anda değiştiğini sanmaz; fakat dili biraz gevşer, niyeti biraz bulanır, dikkati biraz dağılır, sonra bunlar zamanla hâle dönüşür. Demek ki istikameti bozan şey her zaman açık yanlışlar değildir; bazen önemsenmeyen küçük kaymalardır. Onun için korunması zor, kaybı ise çoğu zaman sessizdir.
İstikamet sertlik de değildir. Kimi zaman insanlar doğruluk adına katılaşmayı, kırıcılığı yahut taş gibi olmayı istikamet sanırlar. Hâlbuki istikamet, donukluk değil; doğruluk üzere dengede kalmaktır. Yani insan hem yönünü kaybetmeyecek, hem de hâlini bozmayacaktır. Ne savrulacak kadar gevşek, ne de kıracak kadar taşkın olacaktır. Bu sebeple istikamet, çizgide kalırken edebi de muhafaza etmektir.
Velhasıl istikamet, varılacak bir makamdan çok, korunacak bir yürüyüştür. İnsan bazen bir hakikati görmekle sevinir; fakat asıl imtihan onu sürdürmektedir. Çünkü başlamak kolay olabilir, fakat aynı temizlikle devam etmek ağırdır. Bu yüzden istikamet, bir anda kazanılan değil; niyetle, dikkatle, murakabeyle ve sabırla korunarak yürütülen çizgidir.
Edep ile başlayan bu yürüyüş, niyetten usule, sükûttan sabra, hâlden ihlasa, himmetten teveccühe, sırdan hikmete ve nihayet istikamete kadar uzandı. Görüldüğü üzere kelimeler ayrı ayrı dursa da, hakikatte hepsi birbirine bağlıdır. Biri zayıfladığında diğeri eksilir; biri yerini bulduğunda öteki de yavaş yavaş doğrulur.
Velhasıl; kelime, yerini bulursa insana yol olur; yerini kaybederse yalnız lafız olarak kalır. Cenâb-ı Hak bizleri lafızda kalanlardan değil, mânâyı taşıyanlardan eylesin.
|