3. Hallâc-ı Mansûr
Hallâc-ı Mansûr bahsi, diğer isimlere göre daha fazla dikkat ister. Çünkü burada şöhret çok geniştir; fakat elde duran metinler o şöhret kadar geniş değildir. TDV’nin Hallâc-ı Mansûr maddesi açıkça bildirir ki, İbnü’n-Nedîm’in ona nisbet ettiği kırk altı kadar eser adı geçse de bunların büyük kısmı bugün elimizde yoktur. Günümüze ulaşan başlıca metinler ise Kitâbü’ṭ-Ṭavâsîn, Dîvân ve Aḫbârü’l-Ḥallâc olarak görünmektedir. Bu yüzden Hallâc üzerine konuşurken, “ona atfedilen geniş külliyat” ile “bugün gerçekten elimizde bulunan yazılı miras”ı birbirine karıştırmamak gerekir.
Bu omurganın merkezinde Kitâbü’ṭ-Ṭavâsîn durur. Hallâc’ın en meşhur ve en tesirli metni budur. Yanında şiirlerini toplayan Dîvân ve hayatı, sözleri, son gecesi gibi rivayetleri bir araya getiren Aḫbârü’l-Ḥallâc da zikredilir. Buradan çıkan netice şudur: Hallâc’ı yalnız “ene’l-Hakk” cümlesine sıkıştırmak doğru değildir. Onun bıraktığı yazılı iz, hem şiir hem remizli nesir hem de çevresinde oluşan rivayet halkasıyla okunmalıdır. Fakat ihtiyat da burada başlar: Hallâc’ın etrafında büyüyen şöhret, metnin kendisinden daha büyük olduğu için, ona nisbet edilen her sözü ve her kitabı aynı emniyetle almak doğru olmaz. Bana göre Hallâc bahsinde asıl edep, hayranlıkla karışan mübalağadan değil; elde duran metinle konuşmaktan geçer. Bir sonraki halka için en tabiî durak Hacı Bektâş-ı Velî olacaktır.
|