4. Hacı Bektâş-ı Velî
Hacı Bektâş-ı Velî bahsinde, diğer isimlerden daha fazla ihtiyat gerekir. Çünkü burada hürmet çok güçlü, menkıbe çok yaygın, tarihî veri ise daha sınırlıdır. TDV maddesi açıkça söyler: Hacı Bektâş-ı Velî’nin tarihî şahsiyeti hakkında, Vilâyetnâme’deki menkıbevî malzeme dışında kesin konuşmak zordur; ayrıca bugün onu tanıtan büyük çerçevenin önemli kısmı, tarihî şahsiyet ile menkıbenin birbirine karıştığı bir gelenek üzerinden şekillenmiştir. Aynı maddede, onun büyük ihtimalle Yesevîlik ile Kalenderîliğin karışımından oluşan Haydarîlik çevresinden geldiği, ardından Baba İlyâs-ı Horasânî çevresine bağlanarak Vefâîlik içinde yer aldığı; buna karşılık sonradan adını taşıyan Bektaşîliği bizzat kendisinin kurduğunun söylenemeyeceği belirtilir. Yani Hacı Bektâş adı etrafında oluşan büyük kült ile tarihî Hacı Bektâş’ı aynı katmanda okumamak gerekir.
Eser nisbeti tarafında da durum aynıdır. TDV, Hacı Bektâş-ı Velî’ye başta Maḳālât olmak üzere bazı eserlerin nisbet edildiğini, ayrıca Kitâbü’l-Fevâid, Nesâyih-i Hacı Bektâş-ı Velî ve bir Risâlenin de ona izafe edildiğini kaydeder; fakat aynı yerde çok mühim bir ihtiyat da koyar: Tefsîr-i Fâtiha, Şaṭḥiyye ve Şerḥ-i Besmele gibi bazı metinlerin ona mal edilse de bunu destekleyen ilmî delil bulunmadığı açıkça söylenir. Bu yüzden Hacı Bektâş bahsinde en sahih dil, “kesin eserleri şunlardır” dili değil; “ona nisbet edilen başlıca metinler bunlardır, fakat nisbet meselesi ayrıca tahkik ister” dilidir. Bana göre burada edep şunu gerektirir: ne menkıbeyi bütünüyle inkâr edelim, ne de her nisbeti sorgusuz kabul edelim. Hacı Bektâş-ı Velî’yi doğru anmanın yolu, tam da bu iki aşırılığın arasından geçmektedir.
|