5. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Mevlânâ bahsinde, diğer bazı isimlere göre elimiz daha rahattır; çünkü burada menkıbe çok olsa da metin omurgası daha görünür durumdadır. TDV’ye göre Mevlânâ 672/1273’te vefat eden mutasavvıf, âlim ve şairdir; hayatına dair ana malzeme oğlu Sultan Veled’in İbtidânâmesi, Ferîdûn-i Sipehsâlâr’ın Risâlesi ve Ahmed Eflâkî’nin Menâḳıbü’l-ʿârifîni gibi kaynaklardan gelir. Eser tarafında ise en başta Mes̱nevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mecâlis-i Seb‘a ve Mektûbât zikredilir. Yani Mevlânâ’yı yalnız şiir üzerinden değil, sohbet, vaaz ve mektup dili üzerinden de okumak gerekir; onun irfanı sadece coşkulu beyitlerde değil, doğrudan hitap eden nesirde de görünür.
Bu eserlerin her biri ayrı bir kapı açar. Mes̱nevî, öğüt, kıssa, temsil ve tefekkürün büyük nehridir; Dîvân-ı Kebîr ise daha çok cezbe, aşk ve vecd dilinin şiirde taşkınlaştığı sahadır. Fîhi Mâ Fîh, Mevlânâ’nın meclislerinde söylenen sözlerin derlenmiş hâli olarak, onun düşüncesini daha doğrudan görmeye imkân verir; Mecâlis-i Seb‘a yedi vaazdan oluşur; Mektûbât ise farklı muhataplara yazılmış mektupları toplar. Bu yüzden Mevlânâ’yı yalnız birkaç meşhur söz yahut seçme beyitlerle tanımak eksik kalır. Bana göre onun asıl ağırlığı, şiiri de nesri de aynı merkezde, yani insanı Hakk’a ve iç terbiyeye çağıran bir dille kurabilmesindedir.
|