10. Ahmed er-Rifâî
Ahmed er-Rifâî bahsinde, menkıbe ile eser nisbetini birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü adı etrafında çok geniş bir hürmet halkası oluşmuş, bu da zamanla ona nisbet edilen metinlerin çoğalmasına yol açmıştır. TDV maddesi açıkça belirtir ki, kaynaklarda ona çok sayıda eser nisbet edilse de bunların büyük kısmının ona ait olmadığı anlaşılmıştır. Bu sebeple Ahmed er-Rifâî’yi konuşurken en doğru usul, şöhreti değil, nisbeti daha sağlam duran eserleri merkeze almaktır. Yine aynı maddede onun âlim, muhaddis, Şâfiî fakihi ve sûfî olarak tanındığı; tasavvuf ve tarikat anlayışının da Kitap ve Sünnet’e bağlılık çizgisinde kurulduğu özellikle vurgulanır. Yani Rifâî’nin ağırlığı, yalnız menkıbelerde değil; zâhir ve bâtını birbirinden koparmayan bu ölçülü çizgidedir.
Eser tarafında en öne çıkan metinler şunlardır: el-Ḥikemü’r-Rifâʿiyye, el-Burhânü’l-müʾeyyed, el-Mecâlisü’s-seniyye, Erbaʿûne ḥadîs̱en, Ḥâletü ehli’l-ḥaḳīḳa maʿallāh, en-Niẓâmü’l-ḫâṣ li-ehli’l-iḫtiṣaṣ, ayrıca şiirleri ve ahzâb-evrâd mecmuaları. Burada özellikle el-Ḥikemü’r-Rifâʿiyye için TDV, günümüze kadar intikal etmiş tek telif eseri der; diğer bazı metinlerin ise sohbetlerden yahut meclislerden derlendiğini kaydeder. Bu ayrım mühimdir: Ahmed er-Rifâî’nin mirası sadece yazdığı metinlerden değil, etrafında not edilen sohbet ve irşad dilinden de oluşur. Bana göre onun gerçek ağırlığı da tam burada görünür: sözü çoğaltan değil, sade ama şer‘î ölçüye bağlı bir irşad çizgisi kuran olması.
|