Alıntı:
VusL Nickli Üyeden Alıntı
Esselâmu aleyküm hocam. Müsaadeniz olursa bu konuyla ilgili naçizane fikrimi beyan etmek isterim. Kur’ân, cinlerin insanın emrine verilmiş varlıklar olduğu iddiasını genel bir kural olarak kabul etmediğini, Bu durumun yalnızca peygamberlerden biri olan Süleyman’a mahsus bir mucize olarak zikredildiğini okumuştum ki ayettede şöyle ifade ediliyor.
“Rabbim! Bana benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk ver.” (Sad 38/35)
klasik müfessirlerden fahreddin er-râzî bu ayetin tefsirini yaparken cinlerin itaati ve emre verilmesinin nübüvvet mucizesi olduğunu ve bunun sıradan insanlar için bir tasarruf alanı sayılamayacağını söylüyor
Bağın hakikati ,tasarruf mu, İstilâ mı konusuna gelince de
büyük mutasavvıf İmam Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde, gayb varlıklarıyla temas arayışının çoğu zaman nefis ve şeytanın bir istidracı olabileceğini belirtiyor. Ona göre insan bazen tasarruf ettiğini zanneder, fakat hakikatte tasarruf edilen hâline gelir. Her bağ iki taraflıdır,İnsan bir şeyi hükmü altına aldığını zannederken, kalbini ona bağlamış olabilir.Bu nedenle mutasavvıflar, gayb varlıklarıyla ilişki kurma iddiasını taalluk olarak değerlendirirler yani kalbin Allah’tan başkasına yönelmesi.
Zannımca esas endişe meselenin, cinleri bağlamak değil, asıl meselenin kalbin neye bağlandığının farkına varabilmektir.
büyük sûfî Abdülkadir Geylaninin sohbetlerindeki ikazlardan,okuduğum,istifade edebildiğim kadarıyla,Hak yolcusunun himmeti keramet aramak değil, istikamet aramaktır.
Tasavvuf literatüründe meşhur bir kaide vardır ki oda İstikamet, kerametten üstündür. yani hak yolunda olan kişi için ölçü Allah’a kullukta sebattır, gaybî tasarruf iddiaları değil.
Benim anlayışım eksik veya hatalı olabilir. Eğer vakit ayırıp değerlendirirseniz hem doğrusu nedir öğrenmiş olurum hem de istifade etmiş olurum.
|
Allah razı olsun, değerli kardeşim meseleye isabetli bir yerden temas etmiş oldunuz. Kanaatimce bu yorum, sorumuzun cevabına yabancı değil; bilakis onu destekleyen bir çerçeve sunuyor. Zira Hz. Süleyman aleyhisselâma verilen tasarrufun umum için açılmış bir saha değil, kendisine mahsus bir mûcize oluşu hatırda tutulmadan bu bahiste sağlıklı bir hüküm kurulamaz. Bu tarafıyla işaretiniz yerindedir.
Lâkin bana göre sorunun daha ince tarafı şuradadır: Mesele yalnız cin üzerinde tasarruf iddiası değildir; o iddianın insanın kalbinde ne kurduğudur. Çünkü bazı bağlar dışarıdan kudret gibi görünür; fakat içeriden taalluk doğurur. Kişi hükmettiğini sanırken bağlanabilir; hizmet aldığını sanırken istikametinden eksilebilir. Bu sebeple asıl tehlike, bağın kurulmuş olması kadar, o bağın insanın kalbini neye alıştırdığıdır.
Onun için ehlullahın “istikamet kerametten üstündür” sözü burada tam yerini bulur. Zira hak yolcusunun ölçüsü harikulâde hâl değil, Allah’a karşı doğruluğu ve iç istikametidir. Benim acizane kanaatimce sorumuzun cevabı da burada düğümleniyor: Her bağ yalnız bağlananı değil, bağlayanı da bir şeye bağlar; asıl bakılması gereken ise o bağın insanı kudrete mi götürdüğü, yoksa fark edilmeden bir taalluka mı düşürdüğüdür.
Katkınız için teşekkür ederim; konunun omurgasını kuvvetlendiren bir cihete işaret etmiş oldunuz.