Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Hizmet İçindeki Görünmez Üstünlük Hissi
Nefsin en ince kılıklarından biri de, hizmeti gerçekten yük taşımak için değil; fark edilmeden kendine bir kıymet devşirmek için kullanmasıdır.
Çünkü hizmet zahirde güzel görünür. İnsan koşturur, yardımcı olur, yük alır, emek verir. Lâkin bazen nefis, bu güzel sûretin içine gizlenerek kişiye sessizce şunu fısıldar: “Sen başkalarından daha gayretlisin… Daha vefalısın… Daha faydalısın…”
Benim acizane kanaatimce burada asıl tehlike, hizmetin terk edilmesi değil; hizmetin insanın içinde görünmeyen bir üstünlük hissi doğurmaya başlamasıdır. Çünkü açık kibir çoğu zaman fark edilir; fakat hizmet içindeki gizli benlik, çoğu kere ihlas zannedilir. Kişi kendini fedakâr görür; fakat içten içe görülmek, takdir edilmek, hatta başkalarının eksikliği üzerinden kendi yerini büyütmek isteyebilir.
Bazen insan çok yorulur; ama bu yorgunluk onu tevazuya değil, kırılgan bir üstünlük duygusuna götürür.
“Ben bu kadar yapıyorum” demeye başlamasa bile, içinden bunu taşımaya başlar.
Başkalarının gevşekliği gözüne daha çok görünür.
Kendi emeği daha çok ağır gelir.
Takdir görmeyince daralır.
Geri planda kalınca içi burkulur.
İşte burada hizmet, nefsi söndüren bir amel olmaktan çıkıp; nefsin daha ince konuştuğu bir zemine dönüşebilir.
Hâlbuki hakiki hizmetin alameti, kişiyi daha yumuşak, daha sessiz, daha az iddialı kılmasıdır. Hizmet eden, yük aldıkça büyümez; bilakis kendi noksanını daha çok görür. Yaptığını çok bulmaz, yapamadığını düşünür. Kendisini merkeze koymaz; hizmetin kendisini merkeze almadığını da bilir.
Bu sebeple bana göre burada ölçü şudur:
Hizmet, insanı Hakk’a yaklaştırıyor ve nefsini küçültüyorsa terbiyedir; insanı başkalarıyla sessizce kıyaslamaya ve kendi yerini büyütmeye götürüyorsa, orada hizmetin içine karışmış gizli bir üstünlük hissi aranmalıdır.
Benim acizane düşüncem şudur:
Nefis bazen hizmetten kaçmaz; bilakis hizmetin içine girer ve orada kendine yeni bir makam kurmaya çalışır.
Tehlikeli olan da budur. Çünkü kişi bu hâli ibadet zannederken, nefis aynı yerde kendine pay çıkarmaya devam edebilir.
Bu sebeple insan bazen kendine şu suali sormalıdır:
Ben gerçekten hizmet mi ediyorum, yoksa hizmet ederken görünmeyen bir üstünlük duygusunu da mı besliyorum?
__________________________________________________ ____________________
Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Merhamet Görünümlü Ölçüsüzlük
Nefsin en ince kılıklarından biri de, ölçüsüzlüğünü merhamet ismiyle taşımasıdır.
Çünkü merhamet güzel bir hâldir. İnsan yumuşak olmak ister, kırmaktan kaçınır, bağışlamaya meyleder. Lâkin bazen nefis, tam da bu güzel hâlin içine gizlenerek hududu gevşetir, yerinde durması gereken çizgiyi belirsizleştirir ve bunu da “kalp kırmamak”, “idare etmek”, “şefkatli olmak” gibi sözlerle süsler.
Benim acizane kanaatimce burada asıl dikkat edilmesi gereken şey şudur:
Merhamet, hakkı iptal etmez; ölçüyü yıkmaz; zulme göz yummaz.
Hakiki merhamet, kişiyi yumuşatırken istikametten çıkarmaz. Ölçüsüzlük ise çoğu zaman kendini merhamet gibi gösterir; fakat neticede hakkı bulandırır, hududu gevşetir ve nefsin hoşuna giden kolay yolu seçer.
Bazen insan bir yanlışa gerektiği kadar karşı çıkmaz; adına merhamet der.
Bazen bir hududu korumaz; “kalp kırılmasın” diye düşünür.
Bazen bir haksızlığı yerli yerinde durdurmaz; “idare etmek daha hayırlı” der.
Lâkin bütün bunların içinde, hakikati taşımaya yanaşmayan gizli bir gevşeklik varsa, orada merhametten çok ölçüsüzlük konuşuyor olabilir.
Çünkü merhamet, insanı körleştirmez; daha adil kılar.
Merhamet, yanlışla doğruyu birbirine karıştırmaz; ikisine de yerli yerinde muamele etmeyi öğretir.
Ölçüsüzlük ise çoğu zaman şefkat diliyle gelir; fakat sonunda kişinin hakkı koruma kuvvetini zayıflatır.
Bu sebeple bana göre burada ölçü şudur:
Merhamet, hakikati inceltir; ölçüsüzlük ise hakikati gevşetir.
Biri kişiyi daha hikmetli yapar, diğeri daha kararsız.
Biri kalbi yumuşatır, diğeri hududu silikleştirir.
Benim acizane düşüncem şudur:
Nefis bazen sertlikte değil, yumuşaklıkta kendine yer bulur.
Ve nice insan vardır ki hakkı terk etmez gibi görünür; fakat onu savunması gereken yerde, merhamet adı altında geri durur.
Bu sebeple kişi bazen kendine şu suali sormalıdır:
Ben gerçekten merhametle mi hareket ediyorum, yoksa nefsim ölçüsüzlüğünü daha güzel bir isimle mi taşıyor?
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|