Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Tevekkül Kılığındaki Gevşeklik
Nefsin en ince kılıklarından biri de, yapması gerekeni eksik bıraktığı hâlde bunu tevekkül ismiyle örtmesidir.
Çünkü tevekkül güzel ve yüksek bir makamdır. Kul sebeplere yapışır, elinden geleni yapar, neticeyi Allah’a bırakır. Lâkin nefis bazen burada da ince bir yol bulur; gayreti azaltır, tedbiri gevşetir, ihmali büyütür ve sonra da buna tevekkül adını verir.
Benim acizane kanaatimce burada asıl dikkat edilmesi gereken şey şudur:
Tevekkül, sebebi terk etmek değildir; sebebe güvenmemeyi bilmektir.
Gevşeklik ise çoğu zaman sebebi eksik bırakır, sonra da kalbin teslimiyetini dilde tekrar ederek kendini rahatlatır. Böyle olunca insan çalışmadığı yerde teslim olduğunu, ihmal ettiği yerde tevekkül ettiğini zannetmeye başlar.
Bazen kişi vazifesini tam yapmaz; “nasipse olur” der.
Bazen tedbiri eksik bırakır; “Allah kerîmdir” der.
Bazen üzerine düşeni geciktirir; “takdirde varsa gelir” diye düşünür.
Lâkin bunların içinde nefsin ağırlığı, tembelliği yahut yüzleşmek istemediği bir korku varsa, orada tevekkülden çok gevşeklik konuşuyor olabilir.
Hâlbuki hakiki tevekkül, insanı tembelleştirmez; bilakis daha temiz, daha dikkatli ve daha huzurlu kılar. Çünkü kul elinden geleni yaptıktan sonra kalbini Allah’a dayar. Gevşeklik ise tam tersine, yapması gerekeni eksiltir ve bu eksikliği dinî bir kelimeyle örter. İşte nefsin tehlikeli kılığı da burada belirir.
Bu sebeple bana göre ölçü şudur:
Tevekkül, gayreti azaltmaz; gayretin içindeki gururu azaltır.
Eğer bir şey insanda gevşeklik, erteleme, ihmal ve dağınıklık doğuruyorsa, orada teslimiyet değil, nefsin kendine seçtiği rahat bir kılık aranmalıdır.
Benim acizane düşüncem şudur:
Nefis bazen dünyaya sarılarak değil, sebepleri eksik bırakıp bunu tevekkül diye isimlendirerek de insanı aldatır.
Ve nice gevşeklik vardır ki tembellik diye değil, teslimiyet diye taşınır.
Bu sebeple insan bazen kendine şu suali sormalıdır:
Ben gerçekten tevekkül mü ediyorum, yoksa nefsim yapması gerekeni eksik bırakıp buna güzel bir isim mi veriyor?
__________________________________________________ ____________________
Nefsin En Tehlikeli Kılıkları – Nasihat Ederken Büyüyen Gizli Enaniyet
Nefsin en ince kılıklarından biri de, hakkı hatırlatırken kendine görünmeyen bir pay çıkarmasıdır.
Çünkü nasihat güzel bir iştir. İnsan bir yanlışı düzeltmek, bir kardeşini uyarmak, bir hayra çağırmak ister. Lâkin nefis bazen bu güzel zemine de karışır; hakkı söylemekle yetinmez, hak üzerinden kendine gizli bir üstünlük alanı kurmaya başlar.
Benim acizane kanaatimce burada asıl dikkat edilmesi gereken şey şudur:
Nasihat, muhatabı küçültmek için değil; hakkı hatırlatmak için yapılır.
Lâkin kişi sözü doğru söylediği hâlde, içten içe “gören benim, anlayan benim, düzelten benim” duygusuna kayıyorsa, orada nasihatin içine enaniyet karışmaya başlamış olabilir.
Bazen insan yanlış bir şeyi düzeltir; ama o düzeltmenin içinde kendini de büyütür.
Bazen hakikati söyler; fakat o hakikat üzerinden kendi yerini yukarı taşır.
Bazen gerçekten faydalı olur; fakat fayda ile birlikte görünmeyen bir iç kabarışı da besler.
İşte burada söz doğru olsa bile, söyleyenin iç dünyasında başka bir imtihan başlamış olur.
Hâlbuki hakiki nasihatin alameti, kişiyi daha yumuşak, daha mahzun, daha dikkatli ve kendi kusuruna karşı daha uyanık kılmasıdır. Nasihat eden kimse, muhatabın yanlışını görürken kendi nefsinin bundan pay çıkarabileceğini de unutmamalıdır. Çünkü insan başkasının kusurunu söylerken, kendi kusurunu daha az hissedebilir. Orada da nefis sessizce büyür.
Bu sebeple bana göre ölçü şudur:
Nasihat, hakkı yüceltirken kişiyi küçültüyorsa berekettir; hakkı söylerken söyleyenin benliğini büyütüyorsa, orada nefis kendine yeni bir kapı bulmuş olabilir.
Biri ıslah eder, diğeri haklılık hissi üretir.
Biri kalbi inceltir, diğeri içten içe sertleştirir.
Benim acizane düşüncem şudur:
Nefis bazen yanlışı savunarak değil, doğruyu söylerken kendini büyüterek de yol bulur.
Ve nice insan vardır ki sözüyle fayda verir; fakat aynı söz üzerinden içinden geçen gizli enaniyeti fark etmez.
Bu sebeple insan bazen kendine şu suali sormalıdır:
Ben gerçekten kardeşime fayda vermek için mi konuştum, yoksa hakikati söylerken nefsim de bu sözden kendine gizli bir pay mı çıkardı?
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|