Benim acizane kanaatimce burada asıl ölçü şudur: Tevhid, sebebi müstakil fail görmeye başladığımız yerde zedelenir; hikmet ise sebebi inkâr etmeyip tesiri Allah’a vermeyi bildiğimiz yerde anlaşılır.
Çünkü bu âlem sebepler âlemidir. Ateş yakar denir, su söndürür denir, ilaç fayda verir denir. Lâkin bunların hiçbiri kendi başına hüküm sahibi değildir. Sebep vardır; fakat tesirin hakikî sahibi Allah’tır. Sebebi tümden yok saymak hikmeti bozduğu gibi, sebebe müstakil kudret vermek de tevhid çizgisini inceltir.
Bu sebeple bana göre doğru duruş, sebebe sarılmak fakat kalbi sebebe bağlamamaktır. Mü’min tedbiri alır, ilacı kullanır, çalışır, korunur; ama neticeyi sebepten değil, Allah’ın takdirinden bilir. Hikmet burada başlar. Kalp, görünürdeki vasıtayı hakikî müessir sanmaya başladığında ise tevhidin dili zayıflamaya başlar.
Kısacası:
Hikmet, sebebi yerli yerine koymaktır.
Tevhid ise tesiri Allah’tan bilmektir.
Peki siz değerli kardeşlerimce sebebe sarılmak ile sebebe güvenmek arasındaki en ince çizgi nerede başlar?
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|