HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Değerli kardeşim, sora sora, kitaplardan da yararlanarak yürünemez mi?” sorusuna verilecek cevap yürünür; ama bu, mürşidin yerini tutmaz. Kitap sana ilmin görünen yüzünü verir; tarifini, kavramını, bazı hududunu öğretir. Fakat insanın nefsinin nerede oyun kurduğunu, hangi yükü taşıyıp hangisini taşıyamayacağını, kendine gelen hâlin hak mı vehim mi olduğunu, hangi noktada durması gerektiğini kitap söylemez. Bu yüzden kitap, ilmin zâhirine kapı açar; fakat işin terbiye ve bâtın tarafı çoğu zaman ehil bir göz olmadan yerli yerine oturmaz. Ben burada bâtını “gizem” mânasında söylemiyorum; insanın kendini yanıltan iç tarafı mânasında söylüyorum. Nice kişi metni anlar, fakat kendini anlayamaz. Asıl ihtiyaç da çoğu zaman orada başlar.
Vefk tarafında ise konuştuğumuz şey başlı başına bir ilim. Tam da bu yüzden vefk icazetsiz olmaz. Çünkü burada mesele şekli görmek değildir; maksadı, hududu, mahzuru, meşruiyeti ve kişiye uygun olup olmadığını bilmektir. Kitap sana çizgiyi gösterebilir; fakat işin bâtınî tarafını, yani nerede durulacağını, neyin neden yapılmaması gerektiğini, bir terkip ile bir heves arasındaki farkı çoğu zaman vermez. O taraf ehil hocasız ve mürşidsiz kolay kolay öğrenilmez. Bu yüzden öğreticiye ihtiyaç, sadece “sonuca ulaşmak için” değil; bazen yanlışa girmemek ve zarar görmemek için de vardır.
Kul kendini düzeltmeye çalışır, farzlarını toparlar, helâl-haram hassasiyetini korur, dua eder, acele etmez ve sahih kapıyı arar; Allah da dilerse onu doğru kişiye ulaştırır. Yani “oturayım, biri beni bulsun” bekleyişi doğru değildir; ama “ben kendimi doğrultayım, Allah da beni yanlış kapıya değil doğru kapıya sevk etsin” duası doğrudur. Kısacası: kitap yol gösterir, soru-cevap ufuk açar, fakat bâtınî terbiyeyi vermez. Vefk gibi sahalar ise hele ki daha fazla usul, icazet ve ehliyet ister.
|