Makami'l Esra
Vezirlik Semasi / İlk Sema (Adem)
Salik der ki: Benim için cisimler seması açıldı. Orada Adem (a.s.)in ruhaniyetinin
sırrını gördüm. Sağında öncesizlik karanlığı, solunda yokluk karanlığı. Bir sevgili kucakladı
beni. İşini sordum, cevap olarak şöyle dedi: Ey oğlum! Batı memleketlerinden yola çıktım,
Yesrib şehrine gitmek için. Kırk gece yol aldım. Koyu karanlıkta kuyruğunu yerde
sürdürenin yürüyüşü gibi. Oraya varınca, ümit bağladığım bütün sebepler ortadan
kalkınca, bazı yoldaşlarıma, çok yakın arkadaşlarıma dedim: memleketinizde kast edilen
bir zengin veya önünde oturulan bir müderris var mı?
Bana dediler ki: Orada çok çetin araştırmalar yapan, iyi münazara eden bir müderris
var. Nakilleri sahih ve verdiği haberler doğrudur. Künyesi Ebu'l Beşer'dir. Ay mescidinde
ders veriyor. Olağanüstü işleri var. Seninle onun arasında da perde yoktur.... Bunun
üzerine sarıktan çözülen bir ip gibi veya bir yükten ve ağırlıktan kurtularak hafifleyen biri
gibi aşağı indim. Ders esnasında yanına vardım. Nefsinin ruhaniyetinden inme iznini
istedim. Birden parlak yüzlü, açık sözlü bir ihtiyar çıktı karşıma. Bana saygı sunmak üzere
ayağa kalktı. Onur bahşederek beni oturttu. Beni ikramla oturtunca yanındakilere, "bu
benim ailemdendir", dedi. Derhal gözlerini bana diktiler. Beni kardeşleri ve yardımcıları
olarak aralarına aldılar. Bu davranışlarından ötürü mahcup oldum. Kalbimi büyük bir korku
ve ürperti kapladı. Sonra bana, "nereden geliyorsun?" dedi. "İki denizin birleştiği yerden, iki
kabzanın madeninden geliyorum" dedim. Dedi ki: O zaman sen bendensin. Dedim ki: Benim kastim sensin. Dedi ki: Bizi ne ile saydın? Dedim ki: Edindiğimiz nefisle. Sonra ona
dedim ki: Ey efendim! Belki bir faydanın veya fazla bir hikmetin anlamıyla hemhal olur,
anlamını huy edinirim. Dedi ki: Al. Allah göğsünü açsın, kalbini nurlandırsm, sana yönelik
inamını ve ihsanını arttırsın. Derken Hak beni benden çekti, Beni bende yok etti. Küll beni
taşısın diye küllü bana bahşetti. Hükmünü bana yerleştirince, bütün sırlara ve hikmetlere
beni vakıf kılınca, beni bana geri döndürdü. Benden olup üzerimde olan her şeyi önüme
koydu. Beni sadık bir dost edindi, sohbet arkadaşı olarak seçti. Arşını benim için divan
yaptı. Mülkü hizmetçi, meliki emir eyledi. Bir müddet bu halde kaldım. Nefsim için ayanlar
içinde bir benzer bilmiyordum. Sonra beni iki kısma ayırdı. Bir işi iki iş yaptı. Sonra beni
diriltti ve bana perdeli olan şeyi gösterdi ve beni eğlendirdi. Dedim ki: Bu benim, benden
başkası değil. Bunun üzerine bir yarı öbür yarıya şefkatle yöneldi. Böylece zat ve sıfat
arasındaki fark sahih oldu. Dedim ki: ilahım! Bu gölge niçin? Dedi ki: Kalemle levhe
yazıldığında, senin yazına Nuh'un nurundan feyz verildiğinde, karışım kalktığında, bütün
renkler gözlerine göründüğünde, niçin olduğunu bilirsin? Bu gölgeyi senin için var ettim.
Derken kalemle öncesizlik levhine yazdım, derhal öncesizlik sırrı bana göründü. Yokluğun
yü-zündeydi. Ben şu anda öğrendiğimi ders veriyorum. Bildiğimi de bunlara yayıyorum.
Sonra şu şiiri okudu:
Ey zahirlerin ayı ! Ey giyinmiş
Yeşil ipekten bir entari!
Kuru bir servetin maşuku oldun
Ateşin alevi olmasaydı kuruyacak değildi
Kısa bir süre orada hapsedildin
Bunun için mahpesin sahibi diye çağrıldın
Bir çok ilimlerle orada başkanlık ettin, göründü
Sende. Eğer bu olmasaydı, başkan olmazdın
Bu yüzden sen sekizin içinde dolaşırsın
Ve yirminin içinde, gizlenen şeytanların
Yüzer gibi koşan soylu bir at sırtında, şekil verilmiş ona
Bakırdan, ki iflas eden sanatı bitirmiştir.
Salik der ki: Bana yerleştirdiklerinden dolayı sevindim, bana bahşettiklerinden dolayı
neşelendim. Sonra bana dedi ki: Yüksel, yarış, bu zamanda sana gizli olan nice göz
aydınlığı ikinci gökte sana gösterilecektir.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|