Kadılar Seması/ Altıncı Sema (Musa)
Bismillahirrahmanirrahim
Salik der ki: Derken ilham elçisi kelam semasını önüme açtı. Orada Musa'nın (a.s.)
ruhaniyetini gördüm. Hemen ona selam verdim ve teslim olarak karşısında oturdum.
Başında güzel yüzlü bir şeyh duruyordu. Ne kısaydı, ne de uzun. Bana dedi ki: Bu
şeyh, kadılar kadısı, valiler valisidir. Göklerle ilgili hükümlerin son mercii odur. Bir inişte
bana gelmişti, gayet karışık gelmişti. Ben şimdi onun önüne bırakıyorum. Ondan nasibini
al. Bil ki bunlardan sorulacaksın. Sonra yüzünü çevirdi ve şöyle dedi: Ey Kadı! Sorunu en
kısa ifadede özetle. En yakın işaret halinde verdiğin cevap ikna edici olsun. Kadı şöyle
dedi: Zelil ve aşağı kul, aziz ve üstün efendisine sordu. Şekil dururken ismin fani olması
doğru olur mu? İmam ona şu karşılığı verdi: Bilmez misin, ey Kadı?! Her mahluk mecburdur. Sınırlı olan bir varlık nasıl hakikati ihata edebilir? Onun kelamını bilen ifade eder. Ama
sen onu mağrib olarak niteledin. Onun kelamının varisi de parlatır, aydınlatır. Ama sen onu
mağrib ve maşrık olarak niteledin. Bir Muhammedi gizlilikleri arındırıp açığa çıkarır, sırları
giyinir. Onun kalbi hakikatle mamurdur. Üzeri örtülü yolu müşahede eder. Yolu
yabancılardan arındırır, amacını açıkça ortaya koyar ve kararlılıkla yola koyulur. Zatından
zatını, sıfatından sıfatını, fillerinden isimlerini ve arzından semasını müşahede eder.
Sonra bunların tamamı yok edilir. İlâhî sıfatlar arşına istiva eder. Orada kulluk şeklinin
baki kalması sahihtir. Bundan dolayıdır ki "yalnız sana" denmiş ve rububiyet sırrı ifşa
edilmiştir. Çünkü varis nefsinden silindiği zaman, artık şeklinden kıyam etmesinden başka
bir şeyin faydası olmaz ona. Hareketinden ve hissinden fena bulması gerekir. Bu denize
battığı zaman, minnete de batmış olur. Dolayısıyla farzı ve sünneti ikame etmesi zorunlu
hale gelir.
Kadı, bu sözleri onayladı ve kabul etti. Duyduğu sözlerden dolayı teşekkür ederek
dönüp gitti.
Salik der ki: Sonra yüzünü bana çevirdi ve "Ve li küllin vechetun / Her kesin bir
yönü(vechi) vardır" (Al-i imran,148) ayetini okudu
Ardından şöyle dedi:Bil ki, rabbine gideceksin. Ki kalbinin sırrını sana açsın, kitabının
sırlarını sana göstersin, kapısının anahtarını sana versin, mirasını tamamlasın ve böylece
gönderilişin sahih olsun, işte "kuluna vahyetti" hükmünden senin payına düşen budur.
Katından neshedici bir şeriatı sana tahsis etmesini, bir kitab indirmesini bekleme. Bu kapı
kapanmıştır. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) duvara konan son tuğlaydı. Ona muhalif her
delil geçersizdir. Bu makamı elde ettikten, kalemleri çekip çevirenin söylediklerini tahsil
ettikten sonra gönderilmiş olarak geri döneceksin. Varis olduğun gibi, senin varislerinin
olması da kaçınılmazdır. Bu takdirde halka yönelttiğin her yükümlülükte şefkatli ol.
Çünkü fark huzuru, ahdi taşıma ve sınırın yanında durma hususunda zayıftır.
Dolayısıyla Mevlan "benim huzurumda söz değiştirilmez" demediği sürece, reayana
hafifletme yap diye seslendiği her hususu Ona sor. Ama bu kesin hükmü duyduğun
zaman, artık ısrarla ve kararlılıkla sormanın bir faydası olmaz. Kevni yönetip idare ettiğin
sürece yardım iste.-Allah'a yemin ederim ki, meşakkat beni yormadı ve uzaklık duygusu
benden uzaklaştırıldı-Budur vasiyetim. Bil ki, Yoldaki delilin bu vasiyettir, yumuşak ol ve
gereğini yapmaktan geri durma.
Salik der ki: Allah'a yemin ederim ki, ey efendim! Bilgilerin senin yanında
bulunduğunu bildim. Hakikat ipleri sana uzanmaktadır. Bana dedi ki: Bu konuşmanın doğru
olduğunu nereden bileceğim. Belki de bu, gerçekten uzak bir iddiadır. Dedim ki: Şiirim,
bilgimde kesinleşmiş hakikati sana açıklayacaktır. Dedi ki: Şiiri oku, ki nerede olduğunu
anlayayım ve iddianı ifade edip açıklarsan eğer sana icazet vereyim.
Salik der ki: Bunun üzerine ona şu şiiri okudum:
İkrarım ve inkarım arasındaki sır
Müşteridedir, ve akan havuzun kederi
Niçin demiyorsun: Ben koydum ikisinin sırrını
Ruhlara sırlarımı öğreten benim
Perdelediğim ateşten konuşan benim?
Bir nur ki, ateşte nurun zatına hitap ettim
Karanlık kevnleri var eden benim
Eğer dileseydik, nurlar sahibi olurlardı
Kevnleri yüzen boşlukta var eden benim
Topluca, ki yabancıların şiddeti ulaşmaz onlara
Ey asasını sert kayaya vuran!
Bir güneş, bir ay ve taşlarla dolu bir yer
Taşa hükmeden bir ağaca hayret et
Asıl perde arkasından vuranı gör
Zahir oldun, hiç kimseye gizli değilsin
Sadece yaratıcıyı bilmeyene gizli olursun
Doğuyu batıyı kat ettim, size ulaştırayım diye
İyilikleri, gecede ve seherlerde
Sizi bulamadım, sizden bir haber de duymadım
Bir kulak surların gerisindeki sesi nasıl duysun?
Ya da benzeri hiçbir şey olmayanı nasıl idrak edeyim?
Sınırımı aştığımda, seni bilmez oldum
Nefsini zamansal varedişlerden alıkoydun
Bu yüzden sen okuyucunun benliğinin ruhundaki sır gibisin
Zamanın dar geldiği birsin sen
Sen kevnden ve kıtalardan berisin
Salik der ki: Sana bahşettiği şeylerden dolayı gözlerimi aydınlatan, sana gizli olan
sırları senin için ortaya çıkaran Allah'a hamdolsun.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|