Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
İsabetli bir tarafı var; bilhassa hakikî tesirin Allah’ın koyduğu sünnetullah içinde cereyan ettiği vurgusu yerindedir. Zira ne harf, ne sayı, ne de yazı müstakil fail değildir; hepsi ancak ilâhî takdir içinde hüküm kazanır.
Lâkin burada bir inceliği ayırmak gerekir: ‘fazilet’ ile ‘tesir’ aynı şey değildir. Bir sûretin daha faziletli olması, onun her durumda ve her cihette daha tesirli olacağını tek başına göstermez. Çünkü fazilet, şeref ve rütbe bahsidir; tesir ise cihet, tertip, mahal ve istimal bahsidir. Bu sebeple yazılı sûretin bir yerde daha münasib veya daha kuvvetli görünmesi, onun mutlak surette asl olduğu mânasına gelmez.
|
Allah razı olsun, çok güzel bir noktaya değinmiş oldunuz. Peki şeref ve rütbe tesirde sebep sahibi değil midir? Bir melikin emretmesi ve dilemesiyle bir avamın emretmesi ve dilemesi aynı olmayacaktır. Birinin emrinde askerler var diğerinin hiçbir şeyi yok.
Faziletle Allah katında şeref ve rütbe kazanan kişi, emrine verilenlerle (ilim, yardımcılar vb.) daha tesirli hareket edebilir. Acaba tesir istiyorsak tesire odaklanmak yerine fazilet kazanmaya mı odaklanmalıyız diye düşünüyorum bazen. Bazı âlimler var ki, ettikleri her dua kabul oluyor ama onlar da imtihan gereği her arzuları için duada bulunmayıp Allah'ın kendilerine yazdığına talip oluyorlar. Bu çok farklı bambaşka bir makam.