Alıntı:
murakip Nickli Üyeden Alıntı
Allah razı olsun, çok güzel bir noktaya değinmiş oldunuz. Peki şeref ve rütbe tesirde sebep sahibi değil midir? Bir melikin emretmesi ve dilemesiyle bir avamın emretmesi ve dilemesi aynı olmayacaktır. Birinin emrinde askerler var diğerinin hiçbir şeyi yok.
Faziletle Allah katında şeref ve rütbe kazanan kişi, emrine verilenlerle (ilim, yardımcılar vb.) daha tesirli hareket edebilir. Acaba tesir istiyorsak tesire odaklanmak yerine fazilet kazanmaya mı odaklanmalıyız diye düşünüyorum bazen. Bazı âlimler var ki, ettikleri her dua kabul oluyor ama onlar da imtihan gereği her arzuları için duada bulunmayıp Allah'ın kendilerine yazdığına talip oluyorlar. Bu çok farklı bambaşka bir makam.
|
Allah razı olsun; fakat zannediyorum burada iki ayrı bahis birbirine karıştı. Benim sorduğum sual, bir ism-i şerifin taklîb, bast ve taksîrden çıkan sûretleri arasında aslın hangisi olduğu bahsiydi. Yani mesele, ismin kendi iç yapısında nutkî sûret, yazılı sûret ve mecmû-ı adedî arasındaki mertebe farkıdır. Sizin açtığınız bahis ise, sûretlerin kendi hükmünden ziyade, o sûreti taşıyan kişinin Allah katındaki şeref, kabul ve rütbesiyle ilgilidir. Biri tertibin ve sûretin iç hükmünü sorar; diğeri sâhibinin hâlini ve makbuliyetini konuşur.
Kısacası: Benim sorduğum şey sûretin hükmüydü; sizin işaret ettiğiniz ise sâhibin makamıdır. İkisini birleştirmek mümkündür; fakat birbirinin cevabı hâline getirmek doğru olmaz.
Sizin sualinize bildiğim kadarı ile cevap vereyim;
Evet, fazilet ve Allah katındaki makbuliyet, kabul ve tesirde bir vesile olabilir. Fakat bu, kulun zatında bağımsız bir güç bulunduğu anlamına gelmez. Doğru ifade, Allah’ın bazı kullarına yardımcı sebepler açmasıdır. Bu yardımcı sebepler bazen ilim olur, bazen feraset olur, bazen insanların duası ve desteği olur, bazen de kalplerde oluşan kabul olur. Yani kul (ilim, yardımcılar vb.) olduğu için değil, Allah onu desteklediği için tesir görünür. Aradaki fark küçümsenecek bir fark değildir: biri mülk, diğeri ikramdır.
Tesir arayan kimsenin doğrudan tesire değil, fazilete, takvâya, ihlâsa, edepe ve rızâya yönelmesi daha doğrudur. Ama fazilet de tesir için değil, Allah için aranmalıdır. Çünkü hakikatte tesirin sahibi kul değil, her durumda yine Allah’tır.