Görünenin Ötesinde...
Kul Hakkının Görünmeyen Yüzleri;
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kul hakkı denildiğinde zihinler çoğu zaman doğrudan mala, mülke, borca, emanete ve maddî gasba gider. Bu, meselenin açık ve herkesçe bilinen tarafıdır. Şüphesiz başkasının malını haksız yere almak, emeğini karşılıksız bırakmak, alacağını geciktirmek yahut emanete riayet etmemek kul hakkının en belirgin şekillerindendir. Lâkin kul hakkını yalnız bu sahaya indirgemek, meselenin daha ince ve daha yaygın taraflarını gözden kaçırmaya sebep olur.
Zira insan bazen bir başkasının malına el uzatmaz; fakat haysiyetine dokunur. Bazen alenen zarar vermez; fakat diliyle yaralar. Bazen açık bir ithamda bulunmaz; fakat zan ile hüküm kurar. Bazen doğrudan bir hak gasp etmez; fakat bir mecliste bir kimsenin itibarını zedeler, vakarını kırar, gönlünü incitir, emniyetini sarsar. Böylece maddî bir zarar görünmese bile, manevî sahada ağır bir hak ihlâli meydana gelir.
Bu sebeple kul hakkı meselesi, yalnız fıkhî borçlar başlığı altında değil; dil adabı, ahlâk, zan, gıybet, tahkir, alay, teşhir, ifşa ve gönül incitme gibi daha ince alanlarda da ele alınmalıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de müminlerin birbirleriyle ilişkilerinde alay, kötü lakap, suizan, tecessüs ve gıybet gibi hususlardan sakındırılması boşuna değildir. Çünkü insan onurunu zedeleyen, şahsiyetini örseleyen ve kalbinde iz bırakan haksızlıklar da kul hakkı dairesine girer. Açık bir gasbın fark edilmesi kolaydır; fakat dil ile yapılan haksızlığın, üslup ile verilen zararın ve zan ile işlenen zulmün fark edilmesi her zaman kolay değildir.
Meseleyi daha da derinleştiren taraf şudur: İnce hak ihlâlleri çoğu zaman “haklılık” görünümü altında işlenir. Kimi zaman kişi “Ben doğruyu söyledim” diyerek sertliğini meşrulaştırır. Kimi zaman “Şaka yaptım” diyerek mahcup ettiği kalbi hafife alır. Kimi zaman “İçime öyle doğdu” yahut “Ben öyle hissettim” diyerek suizanını besler. Kimi zaman da “Onun iyiliği için söyledim” diyerek kırıcı üslubunu mazur göstermeye çalışır. Hâlbuki hakikatin kendisi kadar, hakikatin nasıl taşındığı ve hangi üslupla dile getirildiği de hesaba dahildir. Doğru söz, yanlış yerde ve yanlış üslupla söylendiğinde, sahibini haklı olmaktan çıkarıp mesul hâle getirebilir.
Kul hakkının görünmeyen yüzlerinden biri de insanların kalbinde emniyet duygusunu kırmaktır. Bir insanın yanında kendini sürekli küçük, değersiz, eksik ve hedefte hissetmesi; bir mecliste alaya maruz kalması; kusurlarının ulu orta konuşulması; mahrem taraflarının ifşa edilmesi; güvenerek söylediği sözlerin başkalarına taşınması; bunların her biri görünürde para ile ölçülmeyen fakat vicdan ve ahlâk terazisinde ağır gelen ihlâllerdir. Nice zaman bir kırıcı cümle, yıllarca unutulmayan bir iz bırakır. Nice zaman bir küçümseyici bakış, maddî zarardan daha derin bir yara açar. Bunun için kul hakkı, yalnız elde değil; bazen dilde, bazen bakışta, bazen üslupta, bazen de kalpte taşınan bozuklukta aranmalıdır.
Burada özellikle suizan meselesi üzerinde durmak gerekir. Çünkü suizan, çoğu zaman masum bir tahmin gibi görülür; hâlbuki hakikatte kişinin kardeşine karşı iç dünyasında kurduğu haksız bir mahkemedir. Delilsiz hüküm vermek, niyet okumaya kalkmak, kusur aramayı alışkanlık hâline getirmek, bir davranışın arkasına daima kötü mana yerleştirmek; bunların her biri dışarıdan sessiz görünse de içten içe zulüm doğurur. Kalpte başlayan bu eğrilik, bir süre sonra dile, tavra, ilişkiye ve hükme de yansır. Böylece insan, önce zanneder, sonra uzaklaşır, sonra küçümser, sonra da bunu haklı bir tavır zannetmeye başlar.
Bir diğer görünmeyen kul hakkı da itibarı eksiltmektir. Bir kimsenin yokluğunda onu küçülten sözler söylemek, insanların gözünde onu düşürmek, her vesileyle kusurunu öne çıkarmak, iyiliğini örtüp noksanını yaymak, onu savunmasız olduğu yerde hedef hâline getirmek; bütün bunlar malî bir hak ihlâli gibi görünmese de, şahsiyet ve haysiyet üzerinde ağır bir borç doğurur. Zira insan yalnız bedeni ve malı ile değil; ismi, haysiyeti, mahremiyeti ve onuru ile de korunmuştur.
Bu itibarla kul hakkı bahsi yalnız “kimsenin malını yemedim” cümlesiyle kapanmaz. Nice insan vardır ki açık haramlardan sakınır; fakat dilinin hoyratlığını, üslubunun sertliğini, zanlarının karanlığını, kırdığı gönülleri ve zedelediği itibarları hesaba katmaz. Böyle olunca kişi kendini emniyette zanneder; hâlbuki en ağır hesabı görülmeyen alanlarda biriktiriyor olabilir.
Bu başlık biraz da bunun için açılmıştır: Kul hakkını yalnız maddî alanla sınırlamadan, görünmeyen yüzleriyle de düşünmek; özellikle dil, zan, üslup, teşhir, ifşa, tahkir ve gönül incitme taraflarını birlikte tartmak için. Zira insan bazen açık zulümden sakınır; fakat ince zulmü fark etmez. Hâlbuki hesap yalnız görünen üzerinden değil, kalpte taşınan ve dilde açığa çıkan taraflar üzerinden de olacaktır.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Allah Teâlâ bizleri, açık zulümden sakındığı gibi ince zulümden de sakınan kullarından eylesin. Dillerimizi yalandan, gıybetten, tahkirden, alaydan, kırıcı üsluptan ve gönül yaralayan sözlerden muhafaza buyursun. Kalplerimizi suizandan, tecessüsten, hasetten, kibirden ve kardeşlerimizin kusurlarıyla meşgul olma hastalığından temizlesin. Bize, haklı olduğumuz yerde adaleti; konuşmamız gereken yerde hikmeti; susmamız gereken yerde edebi; özür dilememiz gereken yerde tevazuu; helallik istememiz gereken yerde cesareti nasip eylesin.
Yâ Rabbi, bilerek yahut bilmeyerek kırdığımız gönüller, zedelediğimiz haysiyetler, incittiğimiz kalpler, haksız yere hakkında kötü düşündüğümüz kimseler, diliyle zarar verdiğimiz kardeşlerimiz ve emniyetini sarstığımız insanlar sebebiyle bizi ağır hesap altında bırakma. Bize, hakkı yalnız söylemeyi değil, hakkı hakka layık bir üslupla taşımayı da öğret. Kardeşlerimizin ayıplarını örtmeyi, kusurlarını yaymamayı, onların hürmetini kendi nefsimizin hürmetinden aşağı görmemeyi nasip eyle. Bizi, açık günahlardan kaçtığı hâlde ince zulümleri fark etmeyen gafillerden eyleme. Gönül yapmayı, gönül yıkmaktan; ıslahı, ifşadan; hüsnüzannı, suizandan; merhameti, hoyratlıktan üstün tutan kullarından eyle.
Yâ Rabbi, üzerimizde kul hakkı varsa bize onu fark ettir, bizi helallik istemeye muvaffak kıl, nefsimizin gururu yüzünden hak sahiplerinden kaçanlardan eyleme. Dilimize vakar, kalbimize rikkat, bakışımıza insaf, hükmümüze adalet, sözümüze emanet duygusu ver. Bizleri mal yemekten koruduğun gibi, gönül kırmaktan da koru; iftiradan koruduğun gibi, zan ile yaralamaktan da koru; açık düşmanlıktan koruduğun gibi, gizli kibir ve ince tahkirden de muhafaza buyur.
Allah Teâlâ sonumuzu hayr eylesin, bizi kullarına karşı edepli, kendisine karşı mahcup, hak karşısında teslim, nefsi karşısında muhasebeli kullarından eylesin. Üzerimizdeki hakları ödenmiş, gönülleri incitmekten sakınmış, dili ve kalbi temiz olarak huzuruna çıkabilmeyi cümlemize nasip buyursun.
AMİN.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|