Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Şeyhü’l-Ekber’de “taayyün”, “zuhûr” ve “adem-i istiklâl” çizgisi birlikte düşünüldüğünde, mümkinâtın Hakk’a nisbeti hulûl ve ittihada düşmeden hangi hudut ile kurulur; bu hudut kaybolduğunda vahdet-i vücûd ile panteizm arasındaki fark hangi usûlle muhafaza edilir?
|
Yine çok derin bir konuya değinmişsiniz hocam. ehl-i sohbetin himmetine sığınarak, bende bu konu ile ilgili bir kelam etmek isterim.
şeyhü’l-ekber muhyiddin ibnü’l-arabî’ye göre taayyün ve zuhûr, Hakk’ın kendini mertebelerde göstermesi, mümkinâtın adem-i istiklâli ise onların kendi başına var olmayıp sadece O’nunla kaim olması demek olduğundan,ne tamamen aynıdır, ne tamamen ayrıdır.Varlıklar ne Allah’ın aynısıdır, ne de O’ndan tamamen kopuktur yani hulûl ve ittihad yoktur. bu denge de Allah’ın zâtı başka, tecellîleri başkadır ayrımı ve tenzih–teşbih ölçüsü korunarak vahdet-i vücûdun panteizme kayması engellenir.
Vücûd Hakk’ındır, mümkinât O’nun gölgesidir.
Gölge, güneş değildir;
fakat güneşsiz de var değildir.”
Noksan ve hatamız varsa ehline arz ederiz.