
26.03.26, 22:23
|
 |
Daimi Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04.03.26
Bulunduğu yer: yaşamıyor
Mesajlar: 1,458
Forum Puanı: 417
Etiketlendiği Mesaj: 84 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
|
|
Alıntı:
cLibeRt Nickli Üyeden Alıntı
Sabah olur, odana güneş vurur.
Duvarda bir aydınlık görürsün.
Bilirsin ki bu parlaklık kendi kendine oluşmadı.
Onun bir kaynağı vardır: güneş.
Fakat güneşi doğrudan odanın içinde tutmazsın;
yalnızca ışığının eserini görürsün.
Üstelik ışık, pencerenin hâline göre içeri girer:
Pencere yuvarlaksa başka türlü,
dar ise başka türlü,
renkli cam varsa daha başka türlü görünür.
Demek ki gelen ışık bir olsa da,
göründüğü suretler farklı olabilir.
Bu misal çok zariftir.
Çünkü bize şunu anlatır:
Tecellî birdir, fakat suretler çoktur.
Hakikat birdir, fakat âlemdeki görünüşleri çeşit çeşittir.
Nasıl ki tek güneş, binlerce pencerede farklı akisler verirse,
hakikatin tecellîsi de sayısız surette görünür.
İnsan çoğu zaman pencereye takılır;
ârif ise ışığın geldiği kaynağı düşünür.
İnsan şifayı merhemden mi bilmeli?
Rızkı işinden mi sanmalı?
Sevinci evlattan, huzuru eşyadan, kuvveti de kendi bedeninden mi bilmeli?
Hayır !
Herşeyi Rahmân'dan bilmeli..
Çünkü sebep perdedir; tesir ise Hak’tan gelir.
Nasıl pencere ışığın kaynağı değilse,
sebep de nimetin sahibi değildir.
Ârif, sebebe takılıp kalmaz;
sebebin ardındaki kaynağı görür.
|
Verdiğiniz örnek çok açıklayıcı ve çok güzel olmuş.
İnşallah aklımda tutabilirsem biri bana bu tarz bir soru sorduğunda bu cevabı veririm😁
|