
31.03.26, 00:25
|
|
|
|
Üyelik tarihi: 17.03.26
Bulunduğu yer: Tr
Mesajlar: 100
Forum Puanı: 38
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
|
|
Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Değerli kardeşim bu konuda iki kelam edeyim çünkü hadîs ilmi, “duymuş olmayı” tek başına yeterli görmez; râvinin kim olduğunun bilinmesini, hâlinin araştırılmasını, adâlet ve zabtının zahirde tahkik edilebilmesini ister. İşte bu sebeple, cinlerden haber almak aklen mümkün görülse bile, insanlar için cinlerden rivayet kurmak hadîs imamlarının takip ettiği usul olmamıştır. Çünkü din, hayret uyandıran gizli haberlerle değil; açıkça sınanabilen, bilinen ve denetlenebilen rivayet zinciriyle korunur. Mesele kudret meselesi değil, usul meselesidir.
Bu yüzden İmam Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel, Şâfiî ve sair imamların cinlerden sened getirmemesi bir eksiklik değil, bilakis hadîs ilminin selâmetidir. Zira onlar için “gaybdan ilginç bir haber” kıymet ölçüsü değildir; kıymet ölçüsü, zahirde tahkik edilebilen sahih nakildir.
Cinlerden Resûlullah’ı gören ve iman edenler olmuştur; fakat hadîs ilmi, cinlerden kurulan isnadı dinin hücceti yapmamıştır. Çünkü dinde asıl olan, gaibden gelen söze hayran olmak değil; sahih olanı muhafaza etmektir. Bu ince fark görülmezse, merak ilim zannedilir; hâlbuki imamların yaptığı şey tam aksine, dini meraktan korumaktır. En doğrusunu Allah bilir.
Sürç-i lisan ettiysem ehli olan tashih buyursun...
|
Sağ olun hocam anladım ben aradaki iletişim ve varlıksal olayları tam olarak anlamlandıramıyorum yani mesela o zamanlar yaşayan Efendimizin derslerine katılmış bir cine işte ne öğretildi peygamber efendimizin mesela işte şu derste ne olmuştu bu hadisi hiç duydun mu diye sorabilirmiş gibi geliyordu o yüzden çok da mantıklı gelmişti çünkü 800 lü yıllarda yaşarken mesela efendimizi görmüş insan yokken ama cinni ruhani varlıklar vardır diye ama sanırım oradaki iletişim ve temel varlıksal durum farklıymış
|