Alıntı:
FinanceandTrade Nickli Üyeden Alıntı
Bugün çalıştığım yerde büyük bir haksızlığa uğradım. Ben işimi layığıyla yapan bir insanim. Bir hata yaptım diye uyarı aldım. Eve gelirken hıçkırarak ağladım ve hâlâ ağlıyorum. Ve en kötü bedduaları ettim. Çünkü canım çok yandı. Benim kime ne zararım vardı da bana uyarı verdiler? Neyse, Allah büyük. Bundan sonra her gün en kötü bedduaları edecegim.
|
Kendini her gün bedduaya teslim etme. Çünkü beddua, mazlumun elinde bile olsa rastgele savrulacak bir ateş değildir. İnsan çok kırıldığı zaman dilinden ağır sözler dökülür; Rabbim onu affeder diye ümit edilir. Fakat o acıyı besleyip her gün yeniden bedduaya çevirmek, zalime ceza olmadan önce mazlumun kendi kalbine yük olur.
Bu yüzden sana beddua değil, tevkil tavsiye ederim. De ki: “Ya Rabbi, kalbimdeki bu yangını Sen görüyorsun. Haksızlığa uğradıysam hakkımı Sen zayi etme. Bana bunu yaşatanları da Sana havale ediyorum. Ben kinle kirlenmek istemiyorum; Sen benim içimi temiz tut, hakkımı da en güzel şekilde Sen al.” İşte bu söz, öfkenin dili değil; kulluğun dilidir. Ve inan, böylesi hem daha güçlüdür hem daha ağırdır.
Rabbim kalbine sükûnet versin. Haksızlığı görsün, seni mahcup etmesin, onurunu korusun ve sana bu yaşadığından daha temiz, daha huzurlu kapılar açsın. Sen de nefsini karanlığa değil, Allah’a teslim et. Çünkü mazlumun en büyük kuvveti bedduasının çokluğu değil, Rabbine olan teslimiyetinin doğruluğudur.