Tekil Mesaj gösterimi
  #9  
Alt 11.04.26, 15:19
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
HâmûŞî HâmûŞî isimli Üye şimdilik offline konumundadır
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Zû Tuvâ •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3262
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Eğer “esmâ” ile “harflerin esrarı” arasında hakikî bir bağ varsa, isim harften mi doğar, yoksa harf ismin zuhurdaki gölgesi midir? Harf bilinmeden esmânın bâtınına, esmâ bilinmeden de insanın halifelik sırrına varılabilir mi?
Başa dönersek ve sorumun cevabına gelirse de isim harften doğmaz; harf, ismin zuhurdaki gölgesi ve elbisesidir. Çünkü harf kendi başına hakikat kuran bir asıl değil, mânânın nefes ve lafız içindeki sûretidir. İbn Arabî çizgisinde harfin ortaya çıkışı bile nefesin mahreçlerde kesilmesiyle açıklanır; yani önce mânâya taşıyıcı olan nefes vardır, sonra o nefes çeşitli mertebelerde harfe dönüşür. Bu yüzden harf, hakikatin kaynağı değil; zuhuru, izi ve işaretidir.

Esmâ bâtındır, harf zâhirdir. Esmâ, ilâhî nisbetler ve hakikatlerdir; harf ise o hakikatlerin işitilebilir, yazılabilir ve okunabilir biçimde görünmesidir. Bu sebeple “Âdem’e esmâ öğretildi” ayetini harflerin esrarına işaret sayan çizgi de aslında şunu söylemektedir: Âdem’e salt kelime ezberi değil, hakikatlerin anahtarı verilmiştir; harfler de o anahtarın zâhirdeki tertibidir. Metinde açıkça, harflerin esrarının Âdem’e öğretildiği, bunun da onu hilafete ehil kıldığı söylenir.

Fakat burada en mühim incelik şudur: Harf bilmek ile harflerin hakikatine ermek aynı şey değildir. Harfin sayısını, tertibini, mahrecini bilmek başka; onun hangi isme, hangi mertebeye, hangi tecelliye işaret ettiğini bilmek başkadır. Nitekim “bütün esrar bu harflerin altındadır” derken, herkesin bunların tamamını kuşatamayacağını, herkese derecesine göre bir sır verileceğini söyler. Yani harf ilmi mekanik bir hesap değil; nasibe, idrake ve tahkike bağlı bir sır alanıdır.

O halde “harf bilinmeden esmânın bâtınına varılır mı?” sualinin cevabı bizim nazarımızda, harfin zâhirini bilmeden esmânın bütün remzine varılamaz; fakat sırf harf bilgisiyle de esmânın bâtını açılmaz. Çünkü esmânın bâtını, yalnız lafızda değil; kulun kalbinde, hâlinde ve tecelli kabiliyetinde açılır. Harf kapıdır, isim mânâdır, marifet ise o mânânın kulda dirilmesidir. Bu yüzden harf, bâtına geçişte lazımdır; ama tek başına yeterli değildir.

İnsanın halifelik sırrı da burada düğümlenir. İnsan halife olduğu için esmâyı bilir; halife olduğu için harfi çözer değil. Daha doğrusu, insanın hilafeti harfte değil, hakikati taşıma istidadındadır. Fakat o hakikatin zâhirdeki düzeni de harf, kelime ve isimle kurulur. Bu yüzden halifelik sırrı ne yalnız “isim bilmek”tedir ne de yalnız “harf çözmek”tedir; isimden hakikate, harften mânâya, lafızdan ilâhî nisbetlere geçebilmektedir. İbn Arabî’nin insanı “Hakk’ın ve âlemin sûretinden meydana gelen bir nüsha” diye anlatması da bunu gösterir: insan, isimlerin mazharı olduğu için azizdir; fakat o zuhurun kendisine ait olmadığını bildiği ölçüde de kuldur. Sürç-i lisan ettiysem ehli olan tashih buyursun...

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148