İnsan esmâü’l-hüsnâ ile izzet bulur; çünkü o, ilâhî isimlerin mazharıdır. Fakat aynı insan kulluğu, fakrı ve mümkin oluşu itibariyle zelildir; çünkü zatında kaim değildir, her nefeste Hakk’a muhtaçtır. Bu sebeple izzet ile zillet insanda çelişki olarak değil, iki ayrı nisbet olarak toplanır. Hakk’a bakan yüzüyle azizdir; nefsine, toprağına ve ihtiyaçlarına bakan yüzüyle zelildir.
Meselenin inceliği şuradadır: İnsan kendindeki izzeti kendinden sanırsa Firavunlaşır; zilleti Hakk’a nisbet ederek anlarsa kul olur. Yani izzet onun hakikati içinde vardır ama mülkü değildir; tecellidir, zatı değildir. Zillet de onun hakikatinde vardır ama hakaret olsun diye değil; ubûdiyeti öğrensin diyedir. Demek ki insanı insan yapan şey, sadece izzeti değil; izzeti taşıyacak kadar zelil, zelilliği idrak edecek kadar şerefli yaratılmış olmasıdır.
Bu yüzden İzzet ile zilletin aynı hakikatte toplanması, insanın hem sırrını açar hem de imtihanını gösterir. Sırrını açar; çünkü insan ne sırf melektir ne sırf topraktır. İmtihanını gösterir; çünkü hangi yüze meylederse onun hükmü onda galip olur. Esmâ ile izzet bulup kullukla zelil olan insan, bu iki kutbu doğru birleştirirse kâmil olur; izzeti nefsine, zilleti halka dağıtırsa düşer. Kısacası, insanın azameti de buradadır, tehlikesi de.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|