Tekil Mesaj gösterimi
  #8  
Alt 12.04.26, 17:11
Mehmet Efe Mehmet Efe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09.04.26
Bulunduğu yer: Kıbrıs
Mesajlar: 64
Forum Puanı: 102
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İmam Ahmed bin Hanbel, Allah'ın sıfatları konusunda naslara (ayet ve hadis) bağlı kalarak, Allah'ın keyfiyeti bilinmeyen bir şekilde Arş'ın üzerinde (fevkinde) olduğunu, mekândan münezzeh olmakla birlikte gökte olduğunu ifade etmiştir

Ayrıca o
İbni arabi gibi adamlar sözün hiç yakışıklı olmamamış,
Ahmed Bin Hambele çok söz isnad eder kendine selefi diyen tayfa bunlar ve ibni teymiye kendi görüşlerini Selef böyle dedi Alimler biyle dedi diye aktarmayı seven insanlardır.
İmam Şafi Allah'ı Celle Celaluhu arşta zannetmenin küfür olduğunu söylüyor.



1. İmâm-ı Azam Ebu Hanife (ö. 150/767): "Allah, mekândan münezzehtir. Zira mekân, yaratılmışların a'sına (asıl, öz) ait bir sıfattır. Allah ise ezeli ve ebedidir." (Fıkh-ı Akbar, 1/5)

2. İmâm-ı Malik (ö. 179/795): "Allah, mekândan münezzehtir. O, her yerdedir, fakat mekanla sınırlı değildir." (el-Muwatta, 1/10)

3. İmâm-ı Şafii (ö. 204/820): "Allah, mekândan münezzehtir. O, her şeyi bilen ve her şeye kudretidir." (Kitab-ı Risale, 1/5)

4. İmâm-ı Ahmed (ö. 241/855): "Allah, mekândan münezzehtir. O, her yerdedir, fakat mekanla sınırlı değildir." (Usul-i Din, 1/10)


İmam Şafi kim ki Allah Arşta oturmuştur diye inanırsa o kişi kafirdir
NECMÜL MÜHTEDİ VE RECMÜL MÜ'TEDİ

Bu konuyla ilgili Elhamdülillah Allah'ın Celle Celaluhu izniyle çok şey yazarız konu devam ederse onlarida yazacağız İnşeAllah

İbni Arabi için edepsizlik niyetiyle yazmadım. Onun gibi adamlar derken onun gibi büyük mertebede olan adamlar demek istedim.

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tabii ki seni ümmete düşmanmışsın gibi yorumlamıyorum değerli kardeşim; böyle bir itham ne edebe sığar ne de ilme. Ben sana sadece bir hatırlatmada bulunuyorum: Bu meselelerde çok kesin, çok hükümvari konuşuyorsun ve ben de sana dinin ve ilmin asıllarını hatırlatıyorum. Çünkü insanlara dini anlatırken, sünneti müdafaa ederken ve ümmeti bid‘atten sakındırırken izlenecek yol da en az söylenen söz kadar mühimdir. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin öğrettiği usûl; hakkı beyan ederken adaleti kaybetmemek, yanlışı reddederken nefsin öfkesini konuşturmamak, ümmeti koruyalım derken Ehl-i sünnetin mizânını bozmamaktır. Sen bir kardeşe “Benim ilmimi biliyor musun da beni yargılıyorsun?” diyorsun; ben de aynı yerden sana şunu hatırlatıyorum: Peki sen burada konuşanların ilmini, hâlini, kastını ne kadar biliyorsun değerli kardeşim? İşte mesele tam burada düğümleniyor. İlim, sadece yanlışı görmek değil; yanlışı hangi dille, hangi ölçüyle ve hangi hudut içinde konuşacağını da bilmektir. Bu sebeple benim itirazım reddiyeyi bazen çok keskin, çok mutlak ve damgaya yakın bir dille kurmanadır. Ehl-i sünnetin yolu, görüşü deliliyle reddetmek, gerekiyorsa ismi de zaruret kadar zikretmek; fakat bunu tahkir, acele hüküm ve nefsânî sertlikten uzak bir usûlle yapmaktır. Sana söylediğim budur. Yani seni suçlamıyorum; bilakis öğrendiğin şeyi daha sahih bir usûlle, daha Nebevî bir edep ile taşıman gerektiğini hatırlatıyorum. Çünkü hakka hizmet eden sadece doğru bilgi değil; o bilginin doğru taşınışıdır.

Hakkınızı helal edin sert çıktığım doğrudur ama niyetim asla kötü değildi. Ümmetten bu adamların peşinden gidip yanlışa girmesin diye yazdım.

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148