Tekil Mesaj gösterimi
  #4  
Alt 18.04.26, 23:49
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
HâmûŞî HâmûŞî isimli Üye şimdilik offline konumundadır
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3255
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
murakip Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Çok merak ettiğim bir husus var, özellikle hal ve ledün ilimleri söz konusu olduğunda. Kişi kalbine gelen şeyin kendi hayali, arzusu veya isteği olmadığından nasıl emin olabiliyor?

Özellikle sıradan sufiler söz konusu olunca bunun çok güvenilir bir ilim kaynağı olduğunu sanmıyorum, insanın kalbi meyil sahibidir. Mutlaka bir şeye meyledecektir, hayra da şerre de. Her gelen hayra hal ilmiyle veya ledüni olarak bildirildi dersek, her gelen huzursuzluğa da şer bildirildi dersek buna nasıl itibar edeceğiz? Ya da haller kişinin kendisine özgüdür diyip geçeceğiz.

Günümüzde hal ilmine sahip çok insan olduğunu sanmıyorum maalesef. Sizlerin düşüncesini de merak ediyorum.
Değerli kardeşim, ledünnî ilim zaten kesb ile elde edilen değil, sırf ilâhî lütuf ile verilen bir mevhibedir; bu sebeple onun hakikatini konuşmak değil, daha çok o yola tâlip olup henüz seyr ü sülûk içinde bulunan kulun kalbine gelen manaları “ilim” zannetme tehlikesini konuşmak gerekir. kalbe gelen her şey ilham değildir; ilham olan da ancak mîzanla bilinir. Gelen mana, evvela şer‘î ölçüye vurulur; farzı gevşetiyor, sünneti küçümsüyor, kişiyi umumî dînî çizginin dışına itiyorsa rahmânî değildir. Sonra nefs terazisinde tartılır; sahibini büyütüyor, ona ayrıcalık hissi veriyor, başkalarından üstün görüyorsa yine rahmânî değildir. Ardından hâl neticesine bakılır; insanı sükûta, edebe, korkuya, tevazua ve kendini ıslaha götürüyorsa ümit edilir; acele hükme, konuşmaya, insanları tasnife ve kendine pay çıkarmaya sürüklüyorsa reddedilir. Bununla beraber hâller sahibine aittir, ümmete hüküm olmaz; bu yüzden kişi kalbine doğanı hemen ilim ve fetva yerine koymaz, ehil bir mizana arz eder, kendi kendine hüküm vermez. Zira kalp meyil sahibidir; temizlenmeden geleni doğru taşıyamaz. Bu sebeple asıl yol, hâlin peşine düşmek değil, nefsin tezkiyesine sarılmaktır. Zira hakiki olan, kula “ben seçildim” dedirtmez; bilakis “ben daha çok korkmalı ve kendimi ıslah etmeliyim” dedirtir. İşte bu çizgi korunursa ilham emanet olur; korunmazsa vehim ilim zannedilir.

Bunu bir misalle daha açık söyleyelim: Temiz bir aynaya düşen suret nettir; eğri, buğulu ve lekeli aynaya düşen suret ise şekli bozar. Aynanın lekesi sureti çarpıtır. Kalbe gelen mana da böyledir. Gelen şeyin tüm kusuru dışarıda aranmaz; çoğu zaman kalbin kiri, nefsin meyli ve hevanın buğusu o manayı bozar. Bu sebeple asıl iş, “bana ne doğdu?”dan önce, “benim kalbim ne hâlde?” sorusudur. Kalp temizlenmeden gelen mana güvenli olmaz. Bu yüzden büyükler “nefs muhasebesi”ni, “hal”den önce koymuştur.

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148