Tekil Mesaj gösterimi
  #1  
Alt 19.04.26, 13:12
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
HâmûŞî HâmûŞî isimli Üye şuanda  online konumundadır
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Râh-ı Nih… •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3236
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Anahtar Çok, Açılan Kapı Yok...

Bugün önümüze düşen manzara ibretliktir. İnternet âleminde düzinelerce “hoca”, yüzlerce “üstad”, binlerce söz dönüyor. Kimi havas anlatıyor, kimi cinlerden bahsediyor, kimi hadisi ağlaya ağlaya naklediyor, kimi insanlara kapalı kapıların anahtarlarını anlatıyor. Kitleler onları dinliyor, “hocam” diye sesleniyor, dediklerini tartmadan doğru kabul ediyor, ardından da o sözlerin etrafında yeni bir hayranlık halkası kuruluyor. Fakat burada insanın vicdanını sarsması gereken asıl sual şudur: Bu kadar anahtar dolaşıyor da, niçin bu kadar az kapı açılıyor? Bu kadar söz çoğalıyor da, niçin kalplerde bu kadar az istikamet görünüyor? Bu kadar ilim konuşuluyor da, niçin nefisler aynı hırsla, aynı gösterişle, aynı dünyevî iştahla yaşamaya devam ediyor?

Bugün de nice kimse insanların sözlüğünü tamir ediyor, lügatini büyütüyor, ağızlarına yeni tabirler koyuyor; fakat onların kalplerini istikamete getiremiyor. Çünkü anahtar sesi çıkarmak başka, kapı açmak başkadır.

Erken dönemden geç döneme kadar hakiki Allah dostlarının ve sahih ulemanın hayatına dikkatle bakıldığında insan şunu görür: Onlar mal ile değil, malı nasıl taşıdıklarıyla tanınmışlardır. Zengin olanları vardı; bunda şüphe yoktur. Lakin servetleri ile parlamadılar, servetlerini İslâm’a ve müminlere nasıl akıttıklarıyla öne çıktılar. Mallarını kendi isimlerinin büyümesi için değil, ümmetin yükünün hafiflemesi için kullandılar. Onların zenginliği nefislerinin süsü değil, hizmetlerinin yakıtıydı. Bu sebeple “dinde zenginlik de vardır” sözü doğru olmakla beraber, bu doğrunun altına saklanarak bugünkü gösteriş düzenini meşrulaştırmak ilim değil, kelime ile kendine pay çıkarmaktır. Zira hakiki zengin âlim, malı üzerinden tanınmaz; malını Allah yolunda eritmesi üzerinden tanınır. Hakiki veli, evinin debdebesiyle değil, kapısına gelenin yükünü hafifletmesiyle bilinir. Hakiki hoca, etrafına toplanan kalabalıkla değil, nefsini ne kadar ezdiğiyle ölçülür.

Bugün ise başka bir manzara var. Kitleler önünde hadis okuyup insanları ağlatanlar, ilimden bahsedip kalpleri titretenler, gizli ilimlerin kapılarından söz edenler, akşam olunca kendi evlerinin kapısını açacak anahtara bile sahip görünmüyorlar. Çünkü dışarıya söyledikleri ile içeride yaşadıkları arasında büyük bir mesafe var. İnsanı en çok ürküten şey de budur: Sözün kuvveti var, fakat sahibinde hâl yok. Dilinde hadîs var, fakat hayatında sünnet yok. Ağzında zikir var, fakat ticaretinde vera yok. İnsanlara sabrı anlatıyor, fakat kendisi dünyanın genişliğinden el çekemiyor. Tevekkülü dillendiriyor, fakat hayatını rakamlar, takipçiler ve alkışlar üzerine kuruyor. Fakrı övüyor, fakat gösterişten besleniyor. Hizmeti dillendiriyor, fakat merkezde daima kendi ismi duruyor. Böyle olunca, ilim hikmete dönüşmüyor; malumat, gösteriye dönüşüyor.

İşte burada asıl mîzanı kaybetmemek gerekir. İlim, insana yeni başlıklar kazandıran şey değildir; ilim, insanın başını eğdiren şeydir. Marifet, etrafa sır saçmak değil; sırrı taşıyacak kadar edepli olmaktır. Havas, başkalarının gözünü kamaştırmak değil; nefsin gözünü indirmektir. Din, sahneye çıkma sanatı değildir; kul olma terbiyesidir. Bir kimsenin çok şey biliyor görünmesi, onun Allah katında ağır olduğu manasına gelmez. Bazen en hafif insanlar, en ağır sözleri taşır. Bazen insanın lisanı genişler ama kalbi daralır. Bazen cümleleri büyür, fakat kendisi küçülmez. İşte ilmin afet noktası tam buradadır: Kişi, başkalarının kapılarını tarif ede ede, kendi içindeki karanlık odayı unutabilir.

Bugün pek çok insan ilmi, ehlinin dizinin dibinden değil; ekranın ışığından öğreniyor. Bunun neticesinde de artık ilim, bir hâl terbiyesi olmaktan çıkıp, tüketilen bir içerik hâline geliyor. İnsanlar izledikçe bildiğini sanıyor, dinledikçe derinleştiğini zannediyor, birkaç kelime ezberleyince kapı açıldığını düşünüyor. Oysa hakiki ilim, dinleyen kişiyi önce susturur, sonra mahcup eder, sonra kendi nefsinin üzerine çevirir. İlim arttıkça insan kendini daha çok görür; başkalarını değil. Bilgi derinleştikçe iddia azalır; gösteriş değil. Bu yüzden gerçek ilim sahibinin ilk alâmeti, etrafına hayranlık değil, kendine murakabe doğurmasıdır. Kendi kapısı kapalı olanın, başkasına anahtar dağıtması çoktur; fakat o anahtarların çoğu sese yarar, açılışa değil.

Bütün bunların içinden bakıldığında bugün karşı karşıya olduğumuz mesele yalnızca birkaç kişinin fazla konuşması değildir. Asıl mesele, sözün hâlin önüne geçmesi; temsilin, tahkikin önüne oturması; dinin, nefsin vitrinine çevrilmesidir. İnsanlar “hocam” diyor; çünkü iyi konuşana çabuk teslim oluyorlar. Hâlbuki her güzel konuşan, doğru söylemiş olmaz. Her ağlatan, irşad etmiş olmaz. Her hadîs okuyanın hadîs ile yaşadığı da söylenemez. Her “Ehl-i sünnetim” diyenin sözü, ulemanın mîzanından geçmiş sayılmaz. Bu sebeple mesele şahıs meselesi değil, mîzan meselesidir. Kimin ne dediğinden önce, sözün sahibini neye dönüştürdüğüne bakmak gerekir. Eğer ilim, sahibinin dünyaya olan iştahını azaltmıyor; nefsini küçültmüyor; hizmeti büyütüp ismi küçültmüyorsa, orada konuşulan şey ilim suretinde dolaşan bir meşguliyettir.

Şimdi bütün bunlardan sonra, insanın içine oturması gereken asıl sual şudur: Bir kimsenin dili başkalarına anahtar dağıtırken, kendi hayatı hâlâ kapalı kapılarla doluysa, onun sözünde ilim mi galiptir; yoksa ilmin kisvesine bürünmüş, fakat kendi evinin kapısını dahi açamayan bir gösteri mi?

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148