Alıntı:
Besa19 Nickli Üyeden Alıntı
rivayet bilmana caiz kabul edildiginde nebevi sozde korunan sey lafiz degil murad ise muradin siniri her seyden once ravinin dil ve şeriat ehliyetiyle tayin edilir lafzi degistirecek kisinin kelimeler arasindaki ince nukte farklarini ayirt edebilecek duzeyde bir arapca bilgisine ve fikhî melekeye sahip olmasi sart kosulur muradin siniri hadisin sevk edildigi asli mananin ve hukmun illetinin korunmasiyla cizilir eger ravi kelime secimiyle hadisin kapsamina yeni bir hukum ekliyor veya var olan bir istisnayi ortadan kaldiriyorsa muradin siniri asilmis kabul edilir ozellikle taabbudi nitelikteki dualar ve cevariul kelim gibi mucizevi ifadelerde lafiz muradin kendisi oldugu icin bu alanlarda sinir bizzat kelimelerin kendisidir sonucta murad siyak sibak ve hadisin vurus sebebi dairesinde belirlenir ve diger lafzi rivayetlerle karsilastirilarak denetlenir boylece lafzin dogurdugu ince delaletlerin kaybolmasinin ve hukmun sessizce degismesinin onune gecilmeye calisilir ulema lafzin korunmasini her zaman evla gormustur cunku insan zihni nebevi muradin tum boyutlarini her zaman kusatamayabilir bu yuzden muradin siniri belirlenirken ihtiyat ilkesi geregi metnin fikhî yuku asla daraltilmamali veya genisletilmemelidir ravinin kendi anlayisini hadisin asli manasi yerine koymasi muradin sinirinin ihlali anlamina gelir bu hassas terazi hadis usulunun en temel guvencelerinden biridir ve metnin ozgunlugunun korunmasini saglar
|
Değerli kardeşim, söylediklerin büyük ölçüde isabetli; omurgası sağlam. Fakat tam tahkik için birkaç yerde müsadenle bildiğim kadarıyla tashih daha doğru olur.
“Muradın sınırı her şeyden önce ravinin dil ve şeriat ehliyetiyle tayin edilir” cümlesi biraz kaydırıyor. Daha sahih ifade şu olur:
Ravinin ehliyeti, muradı tayin etmez; muradı bozmayacak şekilde taşıyabilmesinin şartıdır. Muradın sınırı ise hadisin siyâkı, sibâkı, vürûd sebebi, babı, diğer lafzî rivayetleri ve şer‘î delâlet ağı içinde anlaşılır. Ravinin ehliyeti bu sınırı kurmaz; o sınırı geçmemesini sağlar.
“Hükmün illetinin korunmasıyla çizilir” ifadesi her hadis için aynı açıklıkta doğru değildir.
Çünkü her rivayette illet, usûlî anlamda açık ve müştereken tayin edilmiş olmayabilir. Burada daha isabetli tabir, “hadisin aslî mânâsı, hükmü ve delâlet hududu korunmalıdır” demektir. Yani mesele yalnız illet değil; bazen tahsis, takyid, istisna, emir-nehiy tonu, medh-zem istikameti gibi daha ince delâletlerdir.
“Taabbudî nitelikteki dualar ve cevâmiu’l-kelim gibi mucizevi ifadelerde lafız muradın kendisidir” cümlesi mana bakımından anlaşılır; fakat daha ilmî şekliyle şöyle denmesi evlâdır:
Bu nevide lafız, muradın ayrılmaz taşıyıcısıdır. Çünkü ulemâ, özellikle ezkâr, ed‘iye, cevâmiu’l-kelim ve benzeri alanlarda rivâyet bi’l-ma‘nâya daha dar bakmış, burada lafzın korunmasını çok daha güçlü biçimde istemiştir.