Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı
din işleri laik sistemin bir parçasıdır ve bu illere yetkisi yoktur, kurandaki 32 ayeti saklayan bu ayetleri hiç bir zaman okumayan,
hz. isa vefat etti diyen başkanına itiraz edip, hayır hz isa vefat etmedi diyemiyen Bir kurul bu tür kararı verecek konumda değildir,
bu konuda karar verecek makam şu an mevcut değil, o makam sadece şeriat sisteminin makamıdır,
çok kısa süre önce şeriatın yolunda sandığımız kişilerin kendi iç çatışmadında kurulan letşat mahkemesinin kararını kabul etmeyip, laik sistemin mahkemelerine müracaat ettklerini gördük,
böyle bir ülkede nikah akdini fesedecek bir makam yada kişi yok,
eğer bu yetkiyi biri kendinde görüp bu işte karar mercii olursa ya o kararı taraflardan viri tanınaz ve şikayet durumunda laik sisteme ve kanunlara muhalefetten en az 2 yıl ceza alır...
|
Üstadım, hassasiyeti anlıyorum; ideal manada şer‘î kaza makamının bugün mevcut olmadığı noktasında biz de meseleyi hafife almıyoruz.
Fakat burada pratik ve ağır bir mağduriyet var. Nikâhta tefvîz-i talâk almamışsa, erkek de boşamıyor ve günümüzde şer‘î kaza makamı da yoksa; bu kadın dinen ne yapacaktır?
Yani soruyu net sormak isterim:
Bu kadın ömür boyu bu erkeğin nikâhında askıda mı kalacaktır?
Eğer “hayır, askıda kalmaz” denilecekse, bu nikâh hangi usûlle çözülecektir?
Talâk yok.
Hul‘ kabul edilmiyor.
Resmî nikâh yok.
Şer‘î mahkeme yok.
Müftülük/Diyanet yetkili görülmüyor.
Hakem heyeti de geçerli görülmüyor.
Bu durumda geriye hangi fıkhî yol kalmaktadır?
Bizim anlamak istediğimiz tam olarak budur. Çünkü şer‘î makamın yokluğunu kabul etmek ayrı, kadını hiçbir çıkış yolu olmadan zararlı bir nikâh bağında bırakmak ayrıdır. Fıkıhta “zarar izale olunur” kaidesi varken, bu kadının zararı günümüz şartlarında hangi yolla izale edilecektir? İşte bunlara da cevap yok üstadım öyle değil mi?