Tekil Mesaj gösterimi
  #11  
Alt 06.06.26, 13:02
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
🔶️imas imas isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,531
Forum Puanı: 10288
Etiketlendiği Mesaj: 5366 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Değerli üstadım evvela şunu söyleyeyim ki maksadım söz çoğaltmak, itirazı büyütmek veya bir görüşe karşı cephe almak değildir. Bilakis muradım, âyet-i kerîmenin mânasını usûlünce anlamaya çalışmak, bilgiyi paylaşmak ve meseleye Kur’ân, tefsir, ilim ve hikmet zaviyesinden daha dikkatli bakabilmektir. Sizlerin beyanı bizim için kıymetlidir; ben de acizane, meseleye başka bir cihetten bakarak bazı hususları dile getireyim.

Burada bir usûl inceliğini gözden kaçırmamak gerekir. İnsan henüz ulaşamadığı, keşfedemediği veya teknik olarak tam nüfuz edemediği her saha için Kur’ân’dan bir âyet gösterip “işte burası geçilemez huduttur” derse, yarın o saha keşfedildiğinde problem Kur’ân’da değil, bizim dar yorumumuzda ortaya çıkar.

Nitekim geçmiş asırlarda uçak yokken bir kimse bu âyeti okuyup “insan göğe yükselemez, havada uçamaz” deseydi, uçakların icadıyla Kur’ân değil, o kimsenin yorumu boşa düşmüş olurdu. Aynı şekilde insanın denizlerin derinliklerine inmesi, yerin altına madenler ve sondajlarla nüfuz etmesi, atmosfer dışına araç göndermesi de Allah’ın mülkünden çıkmak değildir. Bunların hepsi Allah’ın yarattığı kanunlar ve insana verdiği ilim sayesinde olur.

“Ancak bir sultan/güç olmadan geçemezsiniz.”

Diyanet Kur’an Yolu mealinde de bu kısım “Ama tarafımızdan verilmiş bir güç olmadıkça geçemezsiniz” şeklinde verilir. Yani âyet mutlak bir “asla geçemezsiniz” hükmü değil; Allah’ın verdiği güç, imkân, ilim, izin ve kudret olmadan hiçbir hududun aşılamayacağı hakikatidir.

Bugün Kuzey Kutbu için de aynı hataya düşmemek gerekir. Kuzey Kutbu, Antarktika gibi sabit bir kara kıtası değil; Arktik Okyanusu üzerinde, çoğu zaman buzla kaplı ve sürekli hareket eden deniz buzu sahasıdır. Ayrıca Kuzey Kutbu’nun keşif tarihi de göstermektedir ki “bugün zor ulaşılan yer” yarın ilim, araç ve imkânla ulaşılabilir hâle gelebilir.

Bir yerin zor olması, o yerin Kur’ânî mânada “geçilmesi yasak hudut” olduğunu göstermez.
Bir bölgenin henüz tam keşfedilmemiş olması, oranın ilâhî olarak kapatılmış saha olduğu mânasına gelmez.
Bir coğrafyanın bugünkü teknik imkânlarla güç erişilir olması, yarın Allah’ın bahşedeceği ilimle erişilemeyeceği anlamına gelmez.

Eğer bugün biri “Kuzey Kutbu tam bilinemiyor, demek Rahmân 33 bunu haber veriyor” derse, yarın orası daha ileri teknolojiyle tamamen haritalandığında ne diyecektir? Aynı mantıkla geçmişte biri “insan uçamaz” deseydi, uçaklar icat edilince ne diyecekti? Yine biri “denizlerin derinliklerine inilemez” deseydi, denizaltılar ve ilmî araçlar derinliklere indikçe bu yorum nasıl savunulacaktı?

Rabbimizin ilmi sonsuzdur. O, kâinatı ince ince, hikmetle ve kusursuz bir nizamla yaratmıştır. İnsana da katından ilim vermiştir. İnsan bugün yapamadığını yarın Allah’ın öğrettiği ilimle yapabilir. Bugün ulaşamadığı yere yarın Allah’ın verdiği “sultan” ile ulaşabilir. Bu sebeple âyeti sığ bir hükme indirgemek doğru değildir.

Rahmân 33’ün asıl mesajı şudur:

Ey insan ve cin! Allah’ın mülkünden, hükmünden ve kudretinden kaçamazsınız. Ancak Allah’ın verdiği sultan, kudret, ilim ve imkân ile bazı hudutları aşabilirsiniz. Fakat nereye giderseniz gidin, Allah’ın mülkü dışına çıkamazsınız.

Bu âyet, ilmi ve araştırmayı reddetmez; insanın Allah’tan bağımsız güç sahibi olduğu vehmini reddeder.
Bir başka görüşte şöyle diyor...

Derveze 33. âyette geçen sultân kelimesini “kişiyi kurtaracak sâlih ameller” şeklinde izah eder (VII, 136); birçok müfessirin anılan kelimeyi “delil, hüccet” anlamında almaları (İbn Atıyye, V, 230) bu yorumu destekler nitelikte olmakla beraber, 35. âyetin ifadesi belirtilen ihtimali zayıflatmaktadır. Öte yandan, bazı tefsirlerde sultan kelimesinin “güç” anlamı esas alınarak “Büyük bir güç bulunmadıkça geçemezsiniz” ifadesinden, “Böyle bir gücünüz de olmadığına göre göklerin ve yerin sınırını aşıp ötelere geçmeniz de imkânsızdır” anlamı çıkarılmıştır. Fakat sultan kelimesinin “yetki” anlamı dikkate alınarak âyetin ilgili kısmı, “Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp ötelere geçebilmeniz ancak (Allah tarafından verilecek) bir yetki, bir imkânla olabilir” şeklinde de anlaşılabilir. Bu takdirde muhatapların, yüce yaratıcının evrendeki yasaları doğrultusunda ortaya koyacakları çabaları sonucunda elde edecekleri kuvvete bir gönderme yapılmış demektir. Uzay araştırmalarının ilerlediği ve uzaya seyahatlerin gerçekleştiği günümüz şartları, Kur’an tefsiriyle meşgul olanları bu yorumu benimsemeye ve bu âyetlerde uzayın fethine işaret bulunduğu görüşüne yöneltmiştir. Hatta 35. âyetteki tasvirin modern silâhları çağrıştırdığı yorumları yapılmıştır. Râzî’nin belirttiği gibi, bağlam bu hitabın âhirette olduğu izlenimini vermektedir. Fakat her iki ihtimale göre düşünüp bu âyetlerde, Allah’ın hükümranlığını aşmanın ve verdiği hükümden kaçmanın asla mümkün olmayacağı uyarısı bulunduğunu söylemek daha doğru olur (XXIX, 113-114). Bir başka anlatımla, Allah’a karşı sorumluluğu olan varlıklar ister dünya hayatında ister kıyamet gelip çattığında Allah’ın hükmünden kaçıp kurtulmak için yerin ve göğün sınırlarını zorlayacak kadar güç elde etseler veya kendilerine bu tarz bir imkân verilse, hatta bu varlıklar topyekün bir dayanışma içine girseler dahi, 35. âyette ifade edildiği üzere bunlar sınırlı ve sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Şu halde ikinci yorum esas alındığında da (dünya hayatı bakımından) bu âyetlerden çıkan mesaj şu olmaktadır: Evreni daha iyi tanıma merakı, yerin derinliklerine ve göğün en uzak noktalarına nüfuz etme arzusu yadırganacak bir şey değildir ve büyük bir güç oluşturularak bu konuda epeyce mesafe alınabilir; ama bu çabalar asla ilâhî iradenin egemenliğini alt etme gibi bir amaç taşımamalıdır. Zira bu, Allah’ın evrendeki mutlak gücünü ayan beyan gören şuurlu varlıklara yaraşmaz; kaldı ki böyle bir yöneliş başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdur, böyle bir amaç taşıyanların âkıbeti hüsrandır.

Alıntı:
Svg Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben onu bilerek yazdım. İnandığımdan değil.
Söyleyen kişiyi bilirsiniz efenim, kendisi Haktan Akdoğan
O tür kişilerin adını söylemek bile zul dür

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148