Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Değerli kardeşim, bu zarif ve edepli cevabın için ben de teşekkür ederim. Maksadını bu şekilde izah etmen meseleyi daha doğru bir zemine taşıdı. Elbette kâinata yalnız kuru madde gözüyle bakmayız. Bizim nazarımızda kütleçekimi de, yörünge de, Ay’ın menzilleri de, yıldızların nizamı da başıboş “tesadüfî tabiat olayları” değildir; hepsi Allah’ın takdiri, hikmeti ve sünnetullah dediğimiz ilâhî düzenin tecellileridir.
Bir şeyin arkasında Allah’ın hikmeti, ölçüsü, melekûtî yönü ve bizim tam idrak edemediğimiz boyutları bulunabilir demek başkadır; “Ay yapaydır, içi üstür, şeytanî ordu tarafından kullanılır, başka galaksiden getirilmiştir” demek başkadır. Birinci cümle tefekkür kapısıdır; ikinci cümle ise ispat isteyen kesin iddiadır.
Neml sûresinde Hz. Süleyman aleyhisselâm kıssasında Belkıs’ın tahtının getirilmesi haktır. Lakin Kur’ân orada bize “işte bu kuantum ışınlanmasıdır” demez. “Kitaptan ilmi olan kimse”nin Allah’ın izniyle bunu yaptığını bildirir. Biz buradan Allah’ın kullarına olağanüstü ilimler verebileceğini anlarız; fakat bunu bugünkü fizik kavramlarıyla kesin bir teknolojiye bağlamak, tefekkür olabilir ama tefsir hükmü olmaz. Yani “olabilir mi?” diye düşünmek başka, “böyledir” diye hüküm kurmak başkadır.
Aynı şekilde Ay’ın Dünya’ya aynı yüzünü göstermesi de elbette Allah’ın kudretinden bağımsız değildir. Fakat bunun ilmî açıklaması kütleçekim kilitlenmesidir. Biz buna “tesadüf” demeyiz; “Allah’ın koyduğu ölçülü nizam” deriz. Ama bu nizamdan “demek ki Ay bir gözetleme kamerasıdır” neticesi çıkmaz. Çünkü o artık gözlemden çıkan ilmî sonuç değil, ayrıca delil isteyen yorumdur.
Benim üzerinde durduğum nokta tam olarak budur: Tefekkür kapısı açıktır; fakat tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. Allah’ın kudretini, sünnetullahı, melekûtu, bilinmeyen hikmetleri inkâr etmeyiz. Lakin gaybî bir varlık, şeytanî ordu, metafizik saldırı merkezi veya Ay’ın yapay oluşu gibi iddialar ortaya konulacaksa, bunlar ya sahih nassla ya da denetlenebilir ilmî delille desteklenmelidir.
Bu sebeple senin “ihtimal olarak tefekkür edilebilir mi?” dediğin yere itirazım yoktur. İtirazım, ihtimalin kesin bilgi gibi sunulmasına ve âyet-hadislerin bu kesin iddiaya delil yapılmasına yöneliktir. Çünkü Kur’ân’ın vakarı da, hadisin hürmeti de bunu gerektirir.
Kâinat Allah’ın kitabıdır; Kur’ân da Allah’ın kelâmıdır. Bu iki kitabı beraber okurken hayretimizi koruruz, fakat ölçümüzü de kaybetmeyiz. Bilmediğimize “bilmiyoruz” demek ilimdendir. İhtimale “ihtimal”, delile “delil”, gayba da “gayb” demek usûlün selâmetidir.
Zarif ve edepli cevabın için tekrar teşekkür ederim değerli kardeşim...
|
Hocam, meseleyi getirdiğiniz bu net, yapıcı ve usul merkezli nokta için kalben teşekkür ederim.
"Tefekkür, kesin iddianın yerine geçmez. İhtimale ihtimal, delile delil, gayba da gayb demek usûlün selâmetidir" sözünüz, bu tartışmanın en kıymetli kazanımı ve asıl mihenk taşı oldu benim için.
Haklısınız; tefekkür dünyasında zihne açılan pencereler ne kadar heyecan verici olursa olsun, bunu nassın (ayetin, hadisin) yerine koymak veya kesin bir tefsir gibi sunmak Kur’ân’ın vakarına da, ilmin ciddiyetine de uymaz. Hadiseyi "kesin hüküm" zemininden çıkarıp, sizin de müsaade ettiğiniz o "ihtimal dairesindeki tefekkür" sınırına çekmekle zaten aradığım doğru zemini bulmuş oldum. Sizin bu hassas terazinizi ve usul dersinizi cebe koyarak, haddini bilen bir hayretle kâinat kitabını okumaya devam edeceğim.
Zaman ayırıp, sabırla ve ilmin vakarına yakışır bir üslupla ufkumu açtığınız için tekrar çok teşekkür ederim. Hak Teâlâ ilminizi ve kaleminizi daim etsin.
Hürmet ve muhabbetle...
Alıntı:
Svg Nickli Üyeden Alıntı
Ay'a gidildi mi?
|
Bence bedenen gidilmedi, ama tayyi mekan yapılarak Ledün ilimi vasıtası ile gidildi. Bu bilgileri alanlar zaten bu bilgilerin kaynağını rabbimizin iziniyle maneviyattan aldıklarını söylüyorlar şekerim.