Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Bir velînin keşfi, başkaları için bağlayıcı delil olur mu?
Keşif ve ilham, Kur’ân ve Sünnet’e arz edilmeden kabul edilebilir mi?
Zira hakikat ehlinin yolu, keşfi şeriata hâkim kılmak değil, keşfi şeriatın mizanında tartmaktır.
|
Değerli kardeşim Keşf ve ilhamla, yani manevi tecrübe ile hasıl olan bilgilerin hususiyetlerine burada işaret edilmesi gerekir:
1. Keşf ve ilham yoluyla gelen bilgiler külli değil, cüzi; genel değil özel mahiyettedir, yani sadece belli bir kişi, olay ve halle ilgilidir. Bu bilgiler bir kaide ve kanun niteliğinde olmadıklarından bunlarda genelleme olmaz. Bireye ve kişiye özel olduklarından başkalarını bağlamaz. Bu husus dikkate alındığında, "Neden keşf ve ilhamla rasyonel veya pozitif veya empirik veyahut da sosyal ilimlerle ilgili kanun ve kurallar ortaya konmamaktadır?" şeklindeki bir soru anlamsız kalır.
2. Yine aynı sebepten dolayı keşf ve ilhamla hasıl olan bir bilgi ister gaybla ilgili olsun, ister olmasın şer'i bir hüküm niteliğinde olmaz. Zira şeri hükümler (hukuki kurallar) çoğu zaman genel ve tümeldir. Keşf ve ilhama fıkıhta yer verilmemesinin sebebi budur.
3. Keşf ve ilhamla hasıl olan bilgiler kesin bir şekilde emredici, yasaklayıcı mahiyette değildir. İnzar, ikaz, tenbih yani uyarıcı veya irşad ve tavsiye niteliğindedir. Haris el-Muhasibi, helalliği şüpheli olan bir yemeğe elini uzattığında parmağındaki bir damar atmaya başlar ve o yemeği yemesini engellerdi. Burada damarın atması, Muhasibi'yi uyarması demektir. Bu yolla o, yiyeceği şeylerin helal olup olmadığını anlar veya sezerdi. Bu, ona özgü bir bilgi alma yolu idi. Bir tür gaybı bilme anlamına gelen bu halin her velide bulunması da gerekmez.