Alıntı:
murakip Nickli Üyeden Alıntı
Terörizm ve fitne tanımımız ABD ve İsrail'in kurduğu modern dünyanın teamüllerine göre ise Müslüman dünyasını birbirinin kanını döken zalimler gürühu olarak görmeye devam ederiz.
Yaşananları baskı ve zulüm altında yaşayan Müslümanların farklı içtihadlar sonucu doğruya ulaşma biçimi olarak değerlendirirsek daha hakkaniyetli bir noktaya varırız diye düşünüyorum. Sahabi dönemlerinde yaşandığı gibi, Hz. Aişe'nin, Hz. Talha'nın, Hz. Ali'nin, Hz. Muaviye'nin ortaya bir içtihad koyup birbirleriyle savaştığı gibi. Biz ehli sünnet olarak Hz. Ali'yi severiz, benimseriz, tarafını tutarız. Ama Hz. Muaviye'yi de hak görürüz, benimseriz ve severiz. Herkesin bir çözümü var ve bu çözüm üzerinde ihtilaflar var. Maalesef vakıa sert olduğu için netice de sert oluyor. Derdi İslam olan herkesin şeytanın esiri değil, şehit olduğu kanaatindeyim. Ameller niyetlere göredir.
Müslümanlara karşı merhametli olalım, mü'minler şeytanın yolundan gitmezler. Şeytanın yolunda asıl gidenler Müslümanların yaşadıkları için bir söz dahi etmeyen, kulağı sağır dili kesik olanlardır, kuklalardır, bel'amlardır.
|
Değerli kardeşim, meseleyi yalnız Batı’nın “terör” tanımı üzerinden okumama hassasiyetini anlıyorum. Çünkü modern dünyanın güç sahipleri çoğu zaman aynı fiile faili değişince başka isim verebiliyor. Bir yerde “direniş” dediğine başka yerde “terör” diyebiliyor. Bu tenkit anlaşılır. Ama buradan hareketle İslâm adına silaha sarılan her yapıyı “içtihad etmiş Müslümanlar” dairesine almak da usûlen doğru değil.
Çünkü İslâm’da bir hareketin meşruiyeti yalnız niyetle ölçülmez. Niyet sahih olacak; usûl sahih olacak; hedef sahih olacak; vasıta da şer‘î sınırı aşmayacak. Haram bir yöntem, güzel niyetle helâl olmaz.
“Ameller niyetlere göredir” hadisi doğrudur; fakat bu hadis, haram yolları niyetle meşrulaştırmak için değildir. Bir kimse “niyetim İslâm’a hizmettir” diyerek masum cana kıyamaz, tekfirde ölçüyü aşamaz, fitne çıkaramaz, emanı bozup zulme kapı açamaz.
Sahabe dönemindeki ihtilaflara da ise Hz. Ali, Hz. Âişe, Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve Hz. Muâviye arasında yaşanan hadiselerle bugünkü örgütsel şiddetleri aynı zemine koymak çok ağır bir kıyastır. Sahabe döneminde olanlar kendi özel tarihî şartları içinde değerlendirilir. Ehl-i sünnet bu hususta dilini korur, kalbinde buğz taşımaz. Fakat bu, sonraki her silahlı kalkışmanın “sahabe içtihadı” gibi görülmesi demek değildir. Yani sahabeye dair edep başka şeydir; bugünün ölçüsüz şiddetini sahabe ihtilafıyla temize çıkarmak başka şeydir.
Bir de “derdi İslâm olan herkes şehittir” sözü çok geniş ve tehlikelidir. Şehadet hükmü bizim temennimizle verilmez. Bir kimsenin dili İslâm’dan bahsedebilir; fakat yöntemi zulüm, tekfir, masum kanı, fitne ve ifsad ise biz buna “mutlak şehadet” hükmü veremeyiz. Hüküm Allah’a aittir; zahirde ise fiile, usûle ve şer‘î ölçüye bakılır.