Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Bir velînin keşfi, başkaları için bağlayıcı delil olur mu?
Keşif ve ilham, Kur’ân ve Sünnet’e arz edilmeden kabul edilebilir mi?
Zira hakikat ehlinin yolu, keşfi şeriata hâkim kılmak değil, keşfi şeriatın mizanında tartmaktır.
|
Değerli kardeşim belki şunu sual ettin mutasavvıflar bu hadiseye nasıl yaklaşıyor şeklinde. Mutasavvıflar keşf, ilham, rüya ve bunlara dahil edilebilecek diğer yolların bilgi edinme yolları olduğunda hemen hemen ittifak halindedir. Ancak bu bilgilerin nasıl tahkik edileceği, nasıl kullanılacağı, nasıl kabul edileceği hususunda ihtilaf etmektedirler.
Bazı sufiler kabul için birtakım şartlar saymış, kimi de ulaşılan mertebeye göre bu bilgilerin farklı olabileceğini kabul etmiş(Kuşeyri'nin firaset konusundaki açıklamaları bu minvaldedir. (Kuşeyri, er-Risale, s. 231-241.) çoğunluk ise bu yollarla elde edilen bilginin şeriatla ölçülmesi gerektiği görüşünü benimsemiştir.
Seriy es-Sekati , gerçek sufiyi tarif ederken, "iç aleminde Kur'an ve sünnete ters düşen bir ilimden bahsetmeyeceğini"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 75.) Bayezid-i Bistami, “bir kişinin gösterdiği kerametlere aldanılmamasını, Allah'ın emir ve yasaklarına uyup uymadığına, dinin edeplerini koruyup korumadığına bakılması gerektiğini"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 91.)
söylemekte; Cüneyd-i Bağdadi, “bizim bu ilmimiz Hz Peygamber'in hadisleriyle kuşatılmıştır” ve “Bizim bu terbiye yolumuz Kur'an ve sünnetin esaslarına bağlıdır”( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 113.), Ebu'l-Hüseyin Nuri "kendisini din ilminin dışına çıkaracak bir halden bahseden kimseye sakın yaklaşma!"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 117.) ; Ebu Said el-Harraz "zahiri ilme ters düşen bütün batıni haller batıldır "( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 131); İbn Ata, "sana Allah hakkında her ne sorulursa, onun cevabını ilim dairesinde ara. Orada bulamazsan hikmet meydanında ara. Orada cevap bulamazsan, onu tevhid terazisiyle ölç! Eğer bu üç yerde bulamamışsan o soruyu şeytanın yüzüne çarp!"( Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 137.) demektedir.
Ancak özellikle hicri 200'den sonra çok sayıda mutasavvıftan, onların ifadesiyle, şeriatın zahirine ters düşen sözler nakledilmesi ve bunları, ilham, keşf gibi yollarla elde ettiklerini söylemeleri, sonra bunların ehline açılmaması, sözün başka manalarının olduğunun söylenmesi, en azından şatahat olarak değerlendirilmesi, mesela bizzat Bayezid-i Bistami'den şatahat türü sözler nakledilmesi teorideki bu ifadelere pratikte çok uyulmadığını göstermektedir.
Firaset ve ile rüya ilgili açıklamalardan anlaşılan, önemli sufilerden bir bölümünün görüşü, belli dereceye gelmiş bir sufinin bu tür keşfi bilgilerinde hata olmayacağı yönündedir. Özellikle rüya ve keşf ile hadis tespiti konusu önemlidir. Her ne kadar ilk beş yüzyıldaki sufilerde bu husus açık olmasa da Peygamber Efendimizi gördükleri ve ona soru sordukları, hatta zikir aldıkları ile ilgili çok sayıda rüya nakli(Kuşeyri, er-Risale, s. 364-377), bununla amel etmeleri, aktardıkları hadislerde ciddi miktarda mevzu, çok zayıf ve zayıf denen hadislerin bulunması bu dönem sufilerinin de hadisin sıhhatinin tespitinde ehl-i hadisin koydukları kriterlerin dışına çıktıkları izlenimini vermektedir. Nifferi ve Hakim et-Tirmizi (Kuşeyri, Risale Tercümesi, s. 129) gibi mutasavvıfların doğrudan Allah'tan alarak yazdıklarını ve söylediklerini iddia etmeleri, ilham türü bilginin sufiler arasında erken dönemden itibaren kabul gördüğünü ve bu bilgide hata olmadığını düşündüklerini gösterir.
Bununla birlikte ilhamın nesnel değerlendirme imkanı bulunmaması nedeniyle, dini konularda başkalarına karşı delil olarak kullanılamayacağını söyleyen sufiler bulunmaktadır. Hücviri bu fikri en fazla savunanlardandır. "Marifet ilhamdır" diyenlerin görüşlerini reddederken özetle, birden fazla kişinin ilhamla birbirine zıt görüş söyleyebileceğini, bunlardan hangisinin hak olduğunu anlamak için mümeyyiz bir delile ihtiyaç duyulacağını, bu zamanda o hususun delille bilinmiş olacağını, dolayısıyla da ilhamın hükmünün batıl olacağını söyleyen Hücviri, marifet hususundaki ilhamın hükmünün her yönden batıl olduğunu ifade etmiştir."( Hakikat Bilgisi Hücviri Dergah Yayınları sayfa 335, 336)