Alıntı:
imas Nickli Üyeden Alıntı
1--İlk paragraftan sonrası tamamen senin o alimler hakkında ki düşüncelerin...
2---Sahabe ve Tâbiîn (Selef-i Sâlihîn) döneminde kelama gerek yoktu, çünkü inanç saf ve temizdi.
Hanbeli bu yolu takip ediyorsa diğerlerine gerek yok,
Eğer bozulmuş yolu takip edeiyorlarsa ziyandalar
3-- muhyiddin arabi nin düşüncesi eşariyle falan aynı değil bunu nereden çıkardın
Kelamcıları keşifle değil sadece akılla yol buldukları için eleştir
Kelamcılar hakkında çok ağır sözleri var
|
"Hanbelî bu yolu takip ediyorsa diğerlerine gerek yok, eğer bozulmuş yolu takip ediyorlarsa ziyandalar." Cevap: Hanbelî mezhebinin takip ettiği Selef yolu asla bozulmamıştır ve o nurani yol başımızın tacıdır
İnsanların fıtratı, anlama kabiliyetleri ve zihni yapıları tek tip değildir. * Hanbelîlerin yöntemi **"Tefviz"**dir; yani akli tartışmaya hiç girmeden "İnandım ve teslim oldum" derler. Bu, kalbi saf ve zihni felsefi şüphelerle zehirlenmemiş bir Müslüman için muazzam bir kurtuluş yoludur.
Fakat İslam coğrafyası büyüyüp İran, Hint ve Yunan medeniyetleriyle karışınca, insanların zihnine felsefi şüpheler girdi. Bir adama "Allah Arş'a istiva etti" dendiğinde, adamın zihnine "Haşa, o zaman Allah bir mekandadır, cisimdir" vesvesesi düştüğü an, o adama sadece "Soru sorma, teslim ol" demek yetersiz kaldı. Adamın zihnindeki o şüphe yangınını söndürmek için, onun anladığı dilden (akıl ve mantık dairesinden) cevap vermek mecburi oldu.
İşte Matürîdî ve Eş'arî, Hanbelîlerin yolunu bozmak için değil; Hanbelîlerin o teslim olduğu hakikatleri, zihni şüpheyle kirlenmiş insanlara akıl yoluyla ispat edip onları kurtarmak için devreye girdi. Yani yollar farklı, ama varılan Kâbe aynıdır. Biri kalbiyle teslim olanın yolu, diğeri aklıyla ikna olmak zorundaki adamın ilacıdır.
2. İbnü'l-Arabî'nin Akidesi Eş'arî ile Aynı mıdır?
Şeyh-ul Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî Hazretleri’nin kelamcıların şahsına, metoduna ve diyalektiğine çok ağır sözler söylediği tamamen doğrudur. Yaptığn bu tespit haklıdır; İbnü'l-Arabî kelamcıları "akıl hapishanesine kısıldıkları ve keşfe ulaşamadıkları" için çok sert eleştirir.
İbnü'l-Arabî metodolojiyi eleştirse de, savunulan inanç esaslarında (akidede) tamamen Eş'arîdir. Bunun ispatı bizzat kendi el yazısıyla yazdığı başeseridir:
Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye, 1. Cilt, 2. Bab (Bölüm).
Bölümün Adı: "Mübtedi olan (yola yeni başlayan) her müminin itikad etmesi gereken Ehl-i Sünnet akidesinin beyanı."
İbnü'l-Arabî bu bölümde kendi inandığı ve ümmetin inanması gerektiği akaid maddelerini tek tek sayar. O maddeleri açıp okuduğumuzda; Allah’ın sıfatları (Hayat, İlim, Kudret, İrade, Semî, Basar, Kelam), tenzih maddeleri ve kelimelerin seçimi tıpatıp, kelime kelime İmam Eş'arî’nin akaid metinleriyle aynıdır.
Hatta tasavvuf tarihçileri ve şarihleri (en başta da Şeyh-ul Ekber'in en büyük savunucusu olan İmam Şa'rânî, el-Yevâkît ve'l-Cevâhir eserinde) açıkça şunu yazar: "Muhyiddin İbnü'l-Arabî’nin zâhirdeki ve avama sunduğu akidesi, saf Eş'arî akidesidir."
İbnü'l-Arabî Hazretleri’nin kelamcıların metoduna, diyalektiğine ve sadece akla dayanmalarına getirdiği o çok ağır tenkitler ve sözler sonuna kadar doğrudur, altına imzamızı atarız. Kelamcılar akıl perdesini aşamamışlardır, arifler ise keşif ehlidir; bu fark mermer gibi nettir.
Ancak bizim işaret ettiğimiz husus 'metot' değil, 'akide (inanç maddeleri)' birliğidir. Nitekim Şeyh-ul Ekber, kelamcıların keşfe ulaşamamış olmasını sertçe eleştirse de, bizzat Fütûhât-ı Mekkiyye’nin 1. Cilt, 2. Bab’ında kaleme aldığı ve her müminin inanması gerektiğini söylediği o meşhur 'Ehl-i Sünnet Akidesi' metninde, itikadî maddeler ve sıfatlar hususunda tamamen İmam Eş'arî’nin terminolojisine ve esasına sadık kalmıştır. Metodu (kelamı) eleştirmiş, ama o metodun korumaya çalıştığı Eş'arî inanç maddelerini bizzat kendi eserine temel yapmıştır.
Hanbelîlerin teslimiyet (tefviz) yolu elbette tertemiz bir Selef yoludur. Fakat kelam, Hanbelîlerin o nurani yolunu bozmak için değil; zihni felsefeyle zehirlenmiş ve 'teslim olamayan' insanları akıl zemininde ikna edip o hak yola devşirmek için inşa edilmiş zorunlu bir kalkan olmuştur. Biri kalbin teslimiyeti, diğeri aklın müdafaasıdır; ikisinin de harcı Ehl-i Sünnet harcıdır."