Dağ mısın, taş mısın, bir rüzgar mısın?
Üstadın gölgesi, sığ bir ah mısın?
Başkası adına kalkan o dilin,
Bilmez ki sığındığın daldan düşersin.
Zülfikar ağırdır, ele yakışır,
Gönül yıkan dilde ancak paslaşır.
Mühür basmak değil, hakikat işi,
Senin o kibrinle her söz dolaşır.
Cevheri görenler sessizce yürür,
Kendini dağ sanan bir gün düz olur.
Bizim safımızda yalnız hak durur,
Sizin o tahtınız bir sözle erir.
Noktayı koyduğun yer başlangıçtır,
Hakiki bir alim kula yoldaştır.
Arkadaş arkasından laf taşıyanlar,
Meydanı boş sanıp ancak kışkırtır.
Son sözü söyleyen zamanın kendisi,
Bakalım kimdeymiş hakkın nefesi?
Biz sustukça coşan o sığ sesiniz,
Bir gün elbet bulur asıl dengini.
Gölgeye sığınıp dağım diyenler,
Bir mum ışığında mühür ararmış.
Erenler bağından meyve yiyenler,
Bilmez mi ki kibir kalbi karartmış
Zülfikar dediğin adalettir, haktır,
Nefsin kılıcıyla mizan kurulmaz.
Yüreği pak olan her daim paktır,
Dostun hatasıyla dost savunulmaz.
Cevheri sarraf bilir, cüce ne anlar?
Kimin basireti bağlı, ayandır.
Hakikat tahtında oturan canlar,
Sessizce izler de der ki: "Ziyandır."
Noktayı koysan ne, hüküm Hak’kındır,
Meydanı boş sanıp nara atanlar,
Bilmez ki adalet kula yakındır,
Düşer o tahtından laf uzatanlar.
Biz sustuk, kelamın aslı görünsün,
Kim yara içinde, kim yamalıdır
Bırakın o sözler dile bürünsün
Asıl derviş olan kalp kırmayandır
|