Hakiki mürşid talebe avlamaz. Hakiki mürşid kalp esir almaz. Hakiki mürşid insanın iradesini kendine bağlamaz. Hakiki mürşid, kendisine geleni bile kendinden Allah’a gönderir. “Bana bağlan”dan önce “şeriata bağlan” der. “Beni sev”den önce “Allah’ı ve Resulünü sev” der. “Benim ol” demez, “Rabbine kul ol” der.
Yunus Emre kıssası bu noktada çok büyük bir derstir. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri eğer nefsani davransaydı “bu nasipli kişi benim kapımdan ayrılmasın” derdi. Fakat o, Yunus’u Taptuk Emre’ye yönlendirdi. Çünkü hakiki büyükler talibi kendi şöhretine değil, nasibine teslim eder. İşte irşad budur. Talibi sahiplenmek değil, talibi Allah’ın takdir ettiği terbiyeye yönlendirmek. Mürşid talip kabul eder, reddeder, yönlendirir, dua eder, himmet eder, sohbet eder, irşad eder. Allah’ın izniyle bir mürşidin hali ve nazarı talibe tesir edebilir. Fakat mürşid, rızası olmayan bir kişiye bağlama yaparak onu kendine çekme yetkisine sahip değildir. Hakiki mürşid iradeyi bağlamaz, iradeyi terbiye eder. Talebeyi kendine değil, Allah’a çağırır. Talibi şahsında hapsetmez, şeriata, sünnete, zikre, edebe, takvaya ve istikamete yöneltir.
__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi. ﷺ
|