Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı
Emeğine ilmine sağlık yine çok yerinde bir konu olmuş ve fakat
“Kul Allahın kul olmaya” bu cümlede yazım hatası mı var yok sa başka derin bir anlam mı?
"Dinin yolu aşağıdan yukarıya çıkar. Önce iman, sonra ilim, sonra amel, sonra ihlas, sonra takva, sonra edep, sonra istikamet." Sizce ihlas amelin üst rütbesi midir yok sa geçerlilik şartı mı
"Dinin yolu aşağıdan yukarıya çıkar" Ben burda ne denmek istediğini net anladım ama kader ve akaid yönünden İslam akaidinde dinin ve maneviyatın yolu sadece aşağıdan yukarıya çıkmaz yukarıdan aşağıya da iner Buna Cezbe veya Vehbî (Ledünnî) İlim yolu denir
Kur'an-ı Kerim'de açıkça buyrulur: "Allah dilediğini Kendisine seçer (Cezbe/Yukarıdan aşağıya çekiş) ve Kendisine yöneleni de hidayete erdirir (Sülûk/Aşağıdan yukarıya tırmanış)." (Şûrâ Suresi, 13). Hızır (a.s.) kıssasında olduğu gibi, Allah bazen kuluna hiçbir usul merdiveni tırmandırmadan, doğrudan katından bir rahmet ve ilim verir.
|
Değerli kardeşim, kul Allah’ın kuludur, fakat her kul, kulluğunun edebini yaşamaz. Bizim cümlemiz de tam olarak bunu anlatıyor.
Burada “önce amel sonra ihlas” ifadesi fıkhi şart tertibi değil, seyr ve terbiye tertibidir.
İhlas, amelin ruhudur, kabul cihetinden şarttır, kemal cihetinden de amelin üst mertebesidir. Yani ihlassız amel ceset gibidir, fakat kul amel ettikçe de ihlası derinleşir.
Benim kastım şudur, İman ilme, ilim amele, amel ihlasa, ihlas takvaya, takva edebe, edep de istikamete kapı açar. Burada maksat şartları ayırmak değil, yolun terbiyesini göstermektir.
Evet, cezbe ve vehbi ilim vardır, Allah dilediğine lütfeder. Fakat Allah’ın lütfu, kulun usulsüzlüğüne delil yapılmaz. Hızır kıssası da ehliyetsizliğe ruhsat değil, Allah katından verilen özel rahmet ve ilmin şeriat ölçüsü dışında yorumlanamayacağını gösteren ağır bir imtihandır.
Benim kastım şudur, Kulun vazifesi aşağıdan yukarıya, yani iman, ilim, amel, ihlas, takva ve edep ile yürümektir. Yukarıdan aşağıya gelen ise kulun iddia edeceği bir hak değil, Allah’ın vereceği bir lütuftur. Lütuf iddia edilmez, edep ve istikametle taşınır.
Bu yüzden “bana ledünni verildi” diyen herkesin sözü değil, Kur’ân ve sünnet terazisine giren hali makbuldür.