HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Değerli kardeşim, kul Allah’ın kuludur, fakat her kul, kulluğunun edebini yaşamaz. Bizim cümlemiz de tam olarak bunu anlatıyor.
Burada “önce amel sonra ihlas” ifadesi fıkhi şart tertibi değil, seyr ve terbiye tertibidir.
İhlas, amelin ruhudur, kabul cihetinden şarttır, kemal cihetinden de amelin üst mertebesidir. Yani ihlassız amel ceset gibidir, fakat kul amel ettikçe de ihlası derinleşir.
Benim kastım şudur, İman ilme, ilim amele, amel ihlasa, ihlas takvaya, takva edebe, edep de istikamete kapı açar. Burada maksat şartları ayırmak değil, yolun terbiyesini göstermektir.
Evet, cezbe ve vehbi ilim vardır, Allah dilediğine lütfeder. Fakat Allah’ın lütfu, kulun usulsüzlüğüne delil yapılmaz. Hızır kıssası da ehliyetsizliğe ruhsat değil, Allah katından verilen özel rahmet ve ilmin şeriat ölçüsü dışında yorumlanamayacağını gösteren ağır bir imtihandır.
Benim kastım şudur, Kulun vazifesi aşağıdan yukarıya, yani iman, ilim, amel, ihlas, takva ve edep ile yürümektir. Yukarıdan aşağıya gelen ise kulun iddia edeceği bir hak değil, Allah’ın vereceği bir lütuftur. Lütuf iddia edilmez, edep ve istikametle taşınır.
Bu yüzden “bana ledünni verildi” diyen herkesin sözü değil, Kur’ân ve sünnet terazisine giren hali makbuldür.
|