"Câmiu’l-Esmâ Vefki" ya da "Vefk-i Şerif-i Ekber" tesmiye olunmuştur.
İmam Ahmed bin Ali el-Bûnî, İmam Gazâlî ve Şeyhülakber Muhyiddin İbnü'l-Arabî hazretlerinin mübârek kalemlerinden süzülen kadîm şerhlere göre; Cenâb-ı Hakk’ın doksan dokuz ism-i şerîfinin ebced değerlerinin mütessâ (dörtlü) yahut daha büyük nispetlerdeki geometrik kareler içerisine adl ve mîzan üzere yerleştirilmesiyle hasıl olan Câmiu’l-Esmâ Vefki, havâs ikliminde "Vefklerin Şâhı" olarak tesmiye olunmuştur.
Kâinatın manevî anâsırını uhdesinde barındıran bu muazzam terkibin, usulüne muvâfık surette hazırlandığında ihsan ettiği menâfi ve faziletler şunlardır:
Tahassun-u Âzam (Mutlak ve Küllî Muhafaza)
Müfred esmâ vefkleri cüz'î birer kalkan hükmündeyken, Hazret-i Allâm’ın doksan dokuz isminin zikrini ve adedini cem eden bu vefk, tam bir manevî zırhtır.
Bu vefk-i şerîfi üzerinde hıfzeden zât; her türlü sihrin, büyücülerin üfürüklerinin, habis ruhların şerrinin ve hasetçilerin nazarının menfî tesirlerinden mutlak bir emniyet dairesine girer.
Bulunduğu mekânı ve hâmilini; nâr, bârân ve zelzele gibi semâvî ve arazî âfetlerden, zâlim hakîmlerin ve gaddar düşmanların hile ve gadrinden Allah’ın izniyle muhafaza eyler. Sahibine yönelecek her türlü rûhânî ok bu kalkan vasıtasıyla defedilir.
Teshîr-i Kulûb ve Mazhariyyet-i Heybet (İtibar ve Kabul)
Câmiu’l-Esmâ vefki, hâmilinin letâiflerini nûr-ı esmâ ile tezyin edeceğinden, kişinin rûhânî aurasını en üst mertebeye ulaştırır.
Kişiye mülk âleminde muazzam bir heybet, vakar ve hilkatten gelen bir saygınlık bahşeder. En azılı muârızlar ve husumet ehli dahi onun huzurunda lâl u ebkem kalıp, hürmet göstermeye mecbur olur.
Halk arasında sözün nâfiz (geçerli) olmasına, devlet ricali ve meşâyih katında makbuliyete vesile olur. İnsanların kalbinde o kimseye karşı sebepsiz bir muhabbet ve meyil (celb-i kulûb) husule getirir.
Celb-i Rızık ve Bereket-i Külliyye (Feth-i Ebvâb)
İçeriğinde er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Ganiy, el-Muğnî gibi teshîr ve iâne esmâlarının sırrını barındıran bu mîzan, rızık kapılarının kilidini kıran manevî bir anahtardır.
Maişet darlığı çekenlerin, borç yükü altında ezilenlerin rızkını umulmadık cihetlerden (min haysü lâ yahtesib) genişletir; fakirlik kapısını seddeder.
Erbâb-ı ticaretin mekânına vaz'edildiğinde, ticarete bereket, müşteriye celbiyyet ihsan eder ve mülkü zâyi olmaktan korur. Kişinin dünyevî ve uhrevî her ne mûteber hâceti varsa, hayırlısıyla husûlüne medâr olur.
Şifâü'l-Esfâm ve Def'-i Maraz (Afiyyet-i Dâreyn)
İnsan zâtı, esmâ-i ilâhiyyenin tecellîlerinin bir terkibi olduğundan; bu vefk, mizaçta meydana gelen rûhânî ve fıtrî bozulmaları yeniden nizam çizgisine getirir.
Evham, vesvese, melankoli, sadr darlığı ve rûhânî inkabızlık gibi kalbî ve nefsî hastalıkları izale edip kalbe sekîne ve inşirah fısıldar.
Zâhirî tıbbın çaresiz kaldığı rûhânî illetlerde ve rûhun bedene sirayet eden marazlarında (ecel-i müsemmâ gelmediyse) şifâ kapılarını aralar.
Feth-i Basîret ve Tenvîr-i Kalb (Nûr-ı Marifet)
el-Alîm, el-Habîr ve en-Nûr esmâlarının envarı hürmetine, bu vefkin zikriyle hemhâl olan ve onu üzerinde taşıyan kimsede şu haller tecelli eder:
Zihinde mutlak bir berraklık, hıfz (hafıza) kuvveti ve fevkalade bir fehm (anlayış) kabiliyeti uyanır.
Kişinin basîret ve feraset perdesi aralanır; dostu düşmandan, hakkı bâtıldan ayırt edecek bir miyâr (ölçü) kazanır. Zamanla sadık rüyalar ve kalbe doğan sadık ilhamlar ile eşyanın melekûtuna dair sırlar faş olur.
(VEFK Molla Recebin kendi kaleminden yazılmıştır)
Havâs ulemâsının müttefik olduğu vechile; bu füyûzâtın açığa çıkması, matbaa baskısı ya devirsiz ve saatsiz bilgisayar çıktılarıyla kabil değildir.
Vefk, ancak icâzetli bir müellif tarafından, ahkâm-ı nücûma (güneş ve ayın şerefli saatlerine) riayet edilerek, misk, zaferan ve gül suyu mürekkebiyle, tam bir tahâret ve riyâzet üzere kaleme alınırsa rûh kazanır. Cansız bir cesetten hareket beklenemeyeceği gibi, rûh üflenmemiş bir çizimden de havâs tesiri beklemek beyhudedir.
Asıl müessir tesir ancak ve ancak Cenâb-ı Hakk'ın zâtıdır; vefk ise fıtratın mukaddes bir matematiği ve kapıları açan anahtardır.