Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı
1 Delâlet Yönündeki Farklılıklar Lafzın Manaya İşareti
Bir hadisin metni sübutu kesin olabilir ancak o metindeki kelimelerin ne anlama geldiği fıkıh usûlünde ikiye ayrılır Delâleti Katî tek anlama gelen ve Delâleti Zannî birden fazla anlama gelebilen
Hakikat mi Mecaz mı Hadiste geçen bir kelimeyi bir mezhep doğrudan ilk akla gelen hakiki anlamıyla alırken diğer mezhep Arap dilinin kuralları çerçevesinde onu mecazi anlamda yorumlayabilir
Âmm Genel ve Hâs Özel Meselesi Hadisteki emir genel midir yoksa belirli bir duruma veya şahsa mı özeldir Bu konudaki usûl kuralları mezhepten mezhebe değişir
2 Mezheplerin Hadis Kabul Şartlarındaki Metodolojik Farklar
Her mezhebin bir hadisi hukukî bir delil hüküm kaynağı olarak kabul etmek için öne sürdüğü Usûl Şartları farklıdır Metin aynı olsa bile o metne yaklaşım ilkeleri kararı değiştirir
Hanefî Usûlü Umûmu Belvâ ve Kıyas Hanefîler eğer bir hadis Haberi Vâhid tek kanaldan gelen rivayet ise ve günlük hayatta herkesin başına gelen herkesin bilmesi gereken bir konuyu Umûmu Belvâ anlatıyorsa o hadisle amel etmek için çok sıkı şartlar ararlar Ayrıca hadisin mantığı Kuranın genel ilkelerine veya yerleşik Kıyasa hukukî analojiye aykırıysa lafzı sınırlandırırlar ya da başka türlü yorumlarlar
Malikî Usûlü Ameli Ehli Medine İmam Malik elindeki hadis sahih bile olsa eğer o hadisin hükmü Medine halkının yaşayan sünnetine Ameli Ehli Medine ters düşüyorsa Medine halkının uygulamasını hadisin lafzına tercih eder Çünkü ona göre Medine halkının bu ameli binlerce kişinin Hz Peygamberden görerek aktardığı kesintisiz bir mütevatır unnettir
Şâfiî ve Hanbelî Usûlü Nassın Mutlak Üstünlüğü İmam Şâfiî ve İmam Ahmed sahih bir hadis bulduklarında akli kıyaslara veya Medine halkının ameline bakmaksızın hadisin zahiri görünen lafzını mutlak otorite kabul ederler
3 Nesh Hükmün Kaldırılması ve Kronoloji Analizi
Hz Peygamber sav 23 yıllık tebliğ sürecinde bazı hükümleri zamanla değiştirmiştir
İki mezhep de aynı hadsi cok iyi bilir Ancak A Mezhebi o hadisi sürecin başında söylenmiş ve sonradan hükmü kaldırılmış mensuh bir uygulama olarak görürken B Mezhebi o hadisin sonraki dönemde söylendiğini ve önceki hükümleri iptal eden nihai karar nâsih olduğunu savunur Tarihsel kronolojiyi tespitteki bu içtihat frkı hükmü tamamen değiştirir
4 İllet Hukukî Gerekçe ve Maksat Farklılığı
Fıkıhta hükümler kurokörüne değil bir amaca ve gerekçeye illet binaen verilir
Müctehidlerden biri hadisteki emri taabbüdî gerekçesi sorgulanmadan aynen uygulanması gereken ibadet karakterli bir hüküm olarak görürken diğeri o hadisin dönemsel maslahata dayalı veya rasyonalize edilebilir bir gerekçesi illeti olduğunu söyler İllet ortadan kalktığında veya değiştiğinde hükmün de değişmesi gerektiğini savunur
Örnek DE verilebilir arzu edilirse
|
Değerli kardeşim, cevabının ana istikameti doğru. Aynı hadisten farklı hüküm çıkması çoğu zaman hadisi bilmemekten değil, hadisin sübutunu, delaletini, başka delillerle ilişkisini ve tatbik mahallini farklı usullerle değerlendirmekten doğar.
Yalnız müsaadenle burada birkaç ince kayıt düşmek gerekir.
Evvela her hadis “sübutu kesin” değildir. Mütevatir haberin sübutu kat‘idir, haber-i vahidin sübutu ise çoğu zaman zannidir. Bu yüzden mezhepler bazen hadisin metninde değil, o metnin hüküm kurmaya elveriş derecesinde farklı değerlendirmeye giderler.
İkinci olarak, “Şafii ve Hanbeli usulü hadisin zahirini mutlak alır, kıyasa ve amele bakmaz” ifadesi biraz fazla geneldir. İmam Şafii de, Ahmed b. Hanbel de sahih hadisi elbette merkeze alır, fakat onlar da cem, tercih, tahsis, takyid, nesh, umum-husus, mutlak-mukayyed gibi usul kaideleriyle hareket ederler. Yani mesele sadece “zahir alındı” veya “rey kullanıldı” kadar basit değildir.
Hanefilerde de haber-i vahid, umumü’l-belva ve kıyas meselesi doğrudur, fakat bu “Hanefi hadis karşısında kıyası tercih eder” diye okunmamalıdır. Hanefi usulünde bazen hadisin rivayet yolu, yaygın amel, Kur’an’ın külli kaideleri ve sahabe uygulaması birlikte tartılır. Burada maksat hadisi terk etmek değil, hadisin hüküm sahasını doğru tespit etmektir.
Malikilerin amel-i ehl-i Medine’ye verdiği değer de doğrudur, fakat o da her durumda, her sahih hadisin önüne geçen tek ölçü değildir. Amel-i ehl-i Medine’nin hangi çeşidinin delil olduğu, bunun rivayet mi, fetva mı, örf mü, nakli amel mi olduğu ayrıca tartılır.
Nesh meselesinde de dikkat gerekir. İki delil arasında farklılık görülür görülmez hemen nesh denmez. Önce cem‘ imkanı aranır, sonra tahsis, takyid, tercih ve tarih bilgisi değerlendirilir. Nesh en son başvurulan kapıdır. Çünkü nesh iddiası, bir hükmün artık amel dışı kaldığını söylemek demektir, bu da kolay söylenecek bir şey değildir.
İllet ve maksat bahsi de böyledir. Bir hadisin hükmü taabbüdi ise illet arayarak daraltılamaz. Ama makulü’l-ma‘na ise illet, maslahat, örf ve zamanın değişmesi hükmün tatbik sahasını etkileyebilir. Fakat bu da keyfi değil, usul ile olur.
Kısacası değerli kardeşim aynı hadisi delil alan iki mezhebin farklı hüküm vermesi ilmin zayıflığından değil, usulün derinliğindendir. Fakat bu ihtilafın muteber olması için üç şey gerekir, Delil sahih olacak, delalet usulle okunacak, hüküm tatbik mahalline doğru indirilecek.
Yoksa herkesin aynı hadisten istediği manayı çıkarması “mezhep ihtilafı” değil, usulsüz yorum olur.
Hadisi bilmek başka, hadisin hangi hükmü nerede ve hangi şartla doğurduğunu bilmek başkadır. Mezhep imamlarını büyük yapan da sadece rivayet bilmeleri değil, rivayeti usul terazisinde hükme dönüştürmeleridir.
Konuya değerli katkın için ALLAH razı olsun kardeşim...