HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı
Çıplak akılla yapılan kıyas” ifadesi problemli duruyor. Kıyas, ehlinin elinde çıplak akıl değildir, nasstan çıkarılan illetle fer‘İ meseleye hüküm taşımaktır. Elbette sahih ve sarih nassın önüne geçirilmez, fakat kıyas da keyfİ akıl yürütme değil, şer‘İ bir istidlal yoludur.
Haber-i vahid, zatı itibarıyla ve mücerred haliyle zanniü’s-sübuttur. Yani tek başına mütevatir haber gibi kat‘i bilgi ifade etmez, fıkıhta ise şartlarını taşıdığı zaman amel bakımından bağlayıcı olur.
Fakat “her zaman ve mutlak olarak zannidir” ifadesini de kayıtlamak gerekir. Çünkü haber-i vahidin kendi başına zanni olması başka, dış karinelerle kuvvet kazanması başkadır. Ümmetin kabulü, sahih kaynaklarda yer alması, farklı tariklerle desteklenmesi, amel ile takviye edilmesi gibi karineler bazı usulcüler nezdinde onu daha güçlü bir bilgi mertebesine çıkarabilir.
Şâafii usulünde sahih ve sarih bir nass sabit olduktan sonra kıyas onun önüne geçirilmez. “Nassın bulunduğu yerde kıyasa gidilmez” kaidesi zaten yalnız Şafiilere mahsus değil, genel usul kaidesidir.
Her sahih hadis, her meselede doğrudan “nass” konumuna geçmiş olmaz. Önce o rivayetin sahihliği, sonra delaletinin açıklığı, sonra o meseleye gerçekten tatbik edilip edilmeyeceği, sonra da muarız, tahsis, takyid, nesh veya cem ihtimali araştırılır.
Yani mesele “sahih hadis var, kıyas bitti” diye basitleştirilemez. Daha doğru ifadesi Sahih, sarih, muarızsız ve tatbik mahalli belli olan nass karşısında kıyas susar.
Şafii usulü de hadisi keyfi şekilde zahirinden alıp bütün diğer usul işlemlerini terk etmez. Şafii de umum-husus, mutlak-mukayyed, mücmel-mübeyyen, nasih-mensuh, cem ve tercih kaideleriyle konuşur. Kıyasın devre dışı kaldığı yer, gerçekten nassın açık ve doğrudan hüküm koyduğu yerdir.
Ayrıca kıyas “akli tahmin” değildir. Kıyas, nasstan alınan illetle fer‘i meseleye hüküm taşımaktır. Elbette nassın önüne geçmez, fakat nassın kapsamı, delaleti veya tatbik mahalli tartışmalı olduğunda usul devreye girer.
|