Türkiye’nin farklı yörelerinde halk arasında Gökbaş, Gelintacı, Mavi kantaron, Mavi kantoron, Peygamber Çiçeği ve Düğmecik adlarıyla bilinir.
Bu çiçeği bilimsel açıdan özel kılan en önemli özelliklerden biri, ona o büyüleyici mavi rengini veren protosiyanin adlı pigmenttir. İlginç olan ise, kırmızı güllerde görülen renk pigmentleriyle peygamber çiçeğinin maviliğini oluşturan pigmentlerin aynı temel moleküler yapıdan türemesidir.
Bitki hücrelerindeki pH dengesi ve demir, magnezyum ile kalsiyum gibi metal iyonlarıyla kurulan bağlar, bu pigmentin rengini değiştirerek canlı ve parlak mavi tonların ortaya çıkmasını sağlar.
Peygamber çiçeğinin dikkat çeken bir başka yönü de çiçek yapısıdır. Dışarıdan tek bir çiçek gibi görünen yapı, aslında çok sayıda küçük çiçeğin bir araya gelmesiyle oluşan bir çiçek topluluğudur. Ortadaki küçük, koyu renkli tüpsü çiçekler üremeyi sağlarken; çevredeki büyük, gösterişli mavi çiçekler arıları ve kelebekleri kendine çekmek için adeta doğal birer davet levhası görevi görür.
Bitkinin Latince adı olan Centaurea, Antik Yunan mitolojisindeki yarı insan yarı at olan Sentor Chiron’a dayanır. Bitkilerle tedavi konusunda usta olduğuna inanılan Chiron’un, zehirli bir okla yaralandığında yarasını bu çiçeğin yapraklarıyla iyileştirdiği anlatılır. Bu nedenle peygamber çiçeği, tarih boyunca şifa ile ilişkilendirilmiştir.
Halk arasında tomurcuklarının kıyafet düğmesine benzetilmesi nedeniyle “Düğmecik”, gökyüzünü andıran renginden dolayı da “Gökbaş” adıyla anılması, bu zarif bitkinin kültürümüzdeki yerini gösterir.
Peygamber çiçeği; rengi, yapısı, mitolojik hikâyesi ve halk arasındaki isimleriyle yalnızca güzel bir kır çiçeği değil, doğanın bilimle ve kültürle iç içe geçmiş en zarif örneklerinden biridir.