Tekil Mesaj gösterimi
  #39  
Alt 06.08.26, 15:42
Dexter Dexter isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 01.06.24
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 308
Forum Puanı: 196
Etiketlendiği Mesaj: 5 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Piyasaya şöyle bir bakıyorum. Hoca çok, seyyid çok, şeyh çok, havas alimi zaten gökte uçuyor. Bir tek bilmiyorum diyen az. Kiminin daha ilk cümlesinde nesebi geliyor. Kiminin kerametleri kendisinden önce odaya giriyor. Kimi de iki kitap karıştırınca fetvayı cebine koymuş, sağa sola hüküm dağıtıyor. Delil sorunca gönül gözüne havale ediyor. İcazet sorunca rüyasını anlatıyor. Ücret sorunca, yalnız orada gayet zahiri konuşuyor.

Seyyidlik elbette hürmete değer bir neseptir. Fakat nesep iddiayla değil, silsileyle bilinir. İslam tarihinde seyyid ve şeriflerin kayıtlarının tutulması için nakibüleşraflık müessesesinin kurulması boşuna değil. Çünkü hakiki nesebi korumanın bir yolu da sahte nispeti ayırmak.

Bir kimsenin gerçekten seyyid olması da söylediği her sözün doğru olduğu anlamına gelmez. Nesep hürmet sebebidir, hüküm kaynağı değildir. Resulullah’ın soyundan gelmek büyük bir şereftir. Fakat o şerefi insanların teslimiyetini satın almak için kullanmak, şerefi büyütmez. Sahibinin mesuliyetini büyütür bunu bir düşünmek gerekir...

Hele seyyid olmadığı halde bu nesebe bilerek intisap etmek hafife alınacak bir mesele değildir. Resulullah, kişinin kendisini bilerek ait olmadığı bir soya nispet etmesi hakkında ağır ikazlarda bulunmuştur ki bunu herkes bilir zaten diye düşünüyorum...

Bir de hocayım kısmı var.

Hoca olmak, her soruya aynı gün cevap yetiştirmek değil. Fetva vermek, insanın zihnine ilk düşen kanaati dinin hükmü diye sunması hiç değil. Fetva usul ister. Nasları, mezhep birikimini, hükmün illetini, şartını, istisnasını ve insanın halini bilmeyi ister. Kur'an, Allah hakkında bilmeden konuşmayı açıkça yasaklar.

Fakat şimdilerde bazıları için fetvanın tek şartı internet bağlantısıdır. Soruyu okuyor, iki dakika düşünüyor, üçüncü dakikada dört mezhebi de emekliye ayırıyor.

Kesin haram.

Kesin helal.

Bunu yapan dinden çıkar.

Şunu okuyan mutlaka kurtulur.

İlimde bu kadar çok kesin konuşanların çoğu, kesinliğin ne kadar ağır bir kelime olduğunu henüz öğrenmemiş demek oluyor benim gözümde.

Medrese halkalarında da bulundum, akademik masalarda da. Şunu gördüm, İlim ne diplomanın çerçevesine bütünüyle sığar ne de sarığın kıvrımlarından kendiliğinden dökülür. Diploma tek başına insanı alim yapmaz. Cübbe de cehaleti görünmez hale getirmez. Fakat bundan tahsil gereksiz o zaman sonucunu da çıkarmamalı insan... Usulsüz zeka, haritasız sürate benzer. Çok hızlı gider, fakat nereye vardığını kendisi de bilmez.


Mevlana’ya nispet edilen bir latife anlatılır. Güvenilir erken kaynağını tespit edemediğim için bunu tarihi bir hadise değil, yalnızca düşündürücü bir nükte olarak aktarıyorum.

Güya Mevlana bir vaazında fakirliğin faziletlerini uzun uzun anlatmış. Caminin çıkışında bir ayakkabı boyacısı kendisine şöyle demiş,

Efendim, fakirlik bu kadar güzel ve kıymetliyse benimkini de siz alın. Ben biraz da zenginliğin sıkıntısını çekeyim.

Söz Mevlana’ya ait olsun veya olmasın, boyacının sorusu hala yerinde duruyor.

Fakirliği yoksula övüp kendisi bolluk içinde yaşayan, sabrı yalnız mağdura tavsiye eden, dünyalığı kötülerken bağış hesabını ihmal etmeyen insanın vaazında bir eksiklik vardır. Dili zühdden söz ederken eli sürekli tahsilat yapıyorsa, dinleyen kişinin en azından başını kaldırıp bakması gerekir.

Gerçek alim kendisini büyüterek dini anlatmaz. Dini anlattıkça kendisinin küçüldüğünü hisseder. Bilmediği yerde susar. Yanıldığı yerde döner. Delil sorulunca öfkelenmez. Soyunu, rüyasını, kerameti olduğunu söylediği halleri ve etrafındaki kalabalığı delil yerine koymaz.

Çünkü ilim, insanları kendine bağlama sanatı değil. Hakikate karşı emanet taşımaktır.

Bugün esas sıkıntımız cahilin konuşması da değil. Cahil bazen cahil olduğunu bilir. Asıl sıkıntı, cehaletin cübbe giymesi, nesep iddia etmesi, birkaç Arapça kelime öğrenmesi ve sonunda banka hesap numarası paylaşmasıdır.

Ben kimsenin seyyidliğini, şeyhliğini veya veliliğini peşinen inkar etmiyorum. Fakat iddia sahibinden delil istemeyi de edepsizlik saymıyorum. Çünkü hakikat, soru sorulunca incinmez. Yalnızca kurulmuş düzeni hakikat olmayanlar sorudan rahatsız olur.


Aklıma gelen birkaç sözü yazıp geçeyim dedim. Belki bir fakirin gönlüne denk gelir de ne demek istediğimi anlar. Nefsinden okuyan zaten sözü değil, kendine dokunan yeri görür ve onun ne yapacağı da bellidir. Takılır, alınır, başka mana arar. Takılma sözlerime değerli kardeşim. Üzerine alınacak bir şeyin yoksa geç başka konuya. Varsa da mesele benim sözüm değil, sözün sende bulduğu yerdir.
Çok güzel bir yazı olmuş nerede o eski alimler
Burda hersey eksik diyip kendi özeline çekip maddi cikar bekleyen sizi 3 5 bin görenlerden medet ummayin
Celb islemleri eksik
Rizik islemleri eksik
Kahir islemleri eksik
Neymiş efendim adamın eline geçer de kötüye kullanır
Ama özele geçip parayı bastın mı ne avami kalıyor ne baska.birsey
Bu insanlar mı hoca?
Bunlardan medet bekleyen ancak kendini kandırır biraz da parasından olur en çokta zamanından olur
Maglum peki bi yukseteler egolar tavan
Da bir şeylerini de görmedik paramızın ucusunu izlemek dışında
O sebeple yakarislarinizi Allaha yapın gerisine o karar versin

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149